Kendi hayatlarımıza paha biçemeyiz. Oysa belli bir zamanda belli girdilere istinaden çıktıları olan bir süreçten fazlası değil hayat. Aynen bir proje gibi. İyi planlanmış, stratejisi iyi düşünülmüş, gereken özen ve emek gösterilmiş projeler nasıl başarıya ulaşıyorsa, hayatımıza da bir proje gözüyle bakıp uzun vadeli stratejiler geliştirebilmeliyiz. Yolumuza çıkacak fırsatlara bel bağlamadan, o fırsatları ne zaman ve nasıl yakalayacağımıza dair bir ön hazırlık aşaması yapmamız gerekir çoğunlukla. Siz hazırsanız gelen fırsatlar anlam kazanır. Bir başkasının yakaladığı şans sizin elinize çok daha önce verilmiş olsa bile onunla ne yapacağınızı bilmediğinizden sırtınızı dönebilirsiniz. Sizin için kaçmış fırsat bile değildir o. Fırsatlar değerlendirebilenler içindir.
Öncelikle geliştirilmesi gereken projemizin amacını belirlemeliyiz. Para kazanmak, kariyer yapmak amaç değil sadece araçlardır. Hayat projemizin en temeldeki amacı mutlu olmaktır ve aslında mutluluğa giden sadece tek bir yol yoktur ve bazıları için çok komplike iken, bazıları için çok basit olabilir. Zenginliğin bizi mutlu edeceğine dair bir saptamamız olmuş ise zengin olmakla ilgili bir projeyle ortaya çıkmak gerekir. Ancak bu zenginlik için ödenecek bedel bizi mutsuz edecekse, projemizi yanlış yapılandırıyoruz demektir. Çok seyahat edip dünyayı gezmekse bizi mutlu eden, bu doğrultuda bir strateji kurmak sağlıklı olacaktır. Çoğumuz hayatı belli amaçlara odaklanmadan, önümüze geldiği gibi yaşıyoruz. Hasbelkader bir iş bulup, çok bunalana veya karşımıza daha iyisi çıkana dek devam ettiriyoruz. Beklenen davranışı sergileyip, belli yaşta makul birileri ile evlenip çoluk çocuğa karışıp hayatın bizi sürüklediği yere doğru gidiyoruz. Benim burada bahsettiğim tam da bu sürüklenmenin karşısında duran bir model. Gidişatın bizi değil, bizim gidişatı kontrol ettiğimiz bir modelden bahsediyorum. Üç yıl sonrası, beş yıl sonrası, 15 yıl sonrası için bu gün yaptıklarımızın önemine değinmek istiyorum. Elbette projenize ilk başladığınız nokta ile yolculuğunuz sırasındaki değişen istek ve bakış açılarını göz ardı edemeyiz. Doktor olarak başlamak istediğiniz ve projelendirdiğiniz hayatınızın size mutluluk vermediğini anladığınızda aradan on ya da on beş yıl geçmiş olabilir. Şimdi yeni bir proje lazımdır size. Yeni projenizi bulup, planlamalarınızı yapmazsanız, daha üniversite çağındaki, bıyıkları terlememiş çocuğun isteklerine tüm hayatınız süresince boyun eğeceksiniz demektir. Oysa siz bu arada değiştiniz ve geliştiniz. Hala aynı motivasyonla çalışıyor olma ihtimaliniz çok düşük. Eski projenizi biraz güncelleyip yolunuza devam da edebilirsiniz, bom boş bir sayfa alıp elinize, yeni bir planlamaya da girişebilirsiniz. Ben yeni projeleri hayata geçirmekten yanayım.
Mevcut mesleğiniz ve deneyimlerinizi yok sayıp sıfırdan başlayın, eşinizi boşayın yenisini alın, başka şehre taşının gibi uçuk önermeler yapmayacağım. Her ne kadar bazıları için bu şekilde değişimler işe yarasa bile, büyük çoğunluk için daha mutlu bir yaşamı asla garantilemeyecektir. Önemli olan insanın öncelikle kendisine karşı dürüst olabilmesi, neyi ne kadar istediği konusunda sağlıklı bir yargıya varabilmesidir. Genellikle neyi istemediğimizi bilirken, neyi istediğimiz konusunda çok ta emin olamıyoruz. Neyi istediğini bilmeyen insan da, istemediklerine katlanmak konusunda oldukça sabırlı bir tavır sergileyebiliyor. Neyi istediğimizi saptadıktan sonra, buna nasıl ulaşacağımıza dair yoğun bir kafa patlatma sürecine girmemiz gerekiyor. Zira hiçbir kapı önümüze kendiliğinden açılıvermiyor. Hangi kapının açılmasını istiyorsak, o kapıyı zorlamalıyız. Hayatta kapılar tahmin ettiğimizden çok daha fazla sayıda. Kimisini açmaya gücümüz yetmiyor kimisine de henüz yetmiyor. Gerekli donanım ve gücü topladıktan sonra açılmayacak kapı yok ancak bu uğurda emek vermeyi gözümüz alıyor mu almıyor mu sorusu asıl gündemi oluşturuyor. Bir başkası yapabiliyorsa ben de yaparım ile başlamalı cümlelerimiz. Ancak ben bu işi yapmayı onun kadar istiyor muyum sorusuna kendi vicdanımızda vereceğimiz cevap belirleyecek o kapının açılıp açılmayacağını.