Kayak yaparken hiç kask takmadım. Düşmelerim çok acılı değildi ve ekstra koruyucu ihtiyacı duymamıştım. Önlem almak adına kask takmak iyi olur diye hep geçirdim içimden ama pratikte uygulama gereği görmedim. Kayak yaparken her an bir acemi size toslayabilir ve kayaklarını başınıza geçirebilir. Ya da bir anda buzda kontrolü kaybedip bir ağaca toslayabilirsiniz. Bunu bilmeme rağmen hep erteledim ve önceliklerim arasına kask almayı koymadım. Boarda başladığımda da edinmiş olduğum alışkanlık devam etti ve ben berelerimle kaymaya devam ettim.
Snowboradu öğrenirken çok düşüp kalktım, yerlerde çok süründüm. Düşüşlerimde birkaç kere kafamı hafifçe yere çarpmışlığım vardır ama bu darbeler aklımı başıma getirmeye yetmemişti. Ne zaman gerçek bir kafa travması yaşadım, işte o zaman kask takmanın snowboradta olmazsa olmaz olduğu kafama dank etti. Gerçekten dank etti. Kafam yere vurdu ve dank diye ses çıktı.
Erzurum’daydık. Arkadaş grubumla konaklamalı gitmiştim ve yeni boarda başladığım dönemlerdi. Kar biraz bayatlamıştı, yerler buzluydu. Boardu kontrol etmekte epeyce güçlük çekiyordum. Sanırım o zamanlar hala kiralık boardlarla kayıyordum. Polat Rönesans Otel’in pistinden kayıyorduk ve hafta sonu boyunca aynı piste ine çıka artık epeyce alışmıştım. İki pistin birleştiği noktadan sonrası biraz eğimliydi ve kar seviyesi yeterli olmadığı için çok dikkatli inmeyi gerektiriyordu. Son gün sabahtan arkadaşlarla kaymıştık ve onlar Trabzon’dan geldikleri için öğleden sonra yola çıkmaya karar vermişlerdi. Benim Ankara uçağımsa akşamdı ve geç çıkış için otel ile görüşmüştüm. Yani akşama kadar keyfimce kayabilecektim. Tek başıma bildiğim pistten teleferikle inip çıkmaya devam ettim. Yeterince efor harcamıştım, kaslarım yorulmuştu. Aslında kaslar çok yorulunca inatlaşmamak lazım, devam etmemek bazen daha doğru olabiliyor. Yorgun kaslar boardu kontrol etmekte zorlanıyor ve kontrolü kaybetmek demek, yavaşlayamamak ve düşmek demek, düşünce kalkarken acı çekmek demek. O yüzden kendinizi bir noktaya kadar zorlayacaksınız ama son noktada dağın büyüsüne kapılmadan bırakacaksınız. İlla pistleri kapatmak gerekmiyor, pisti son terk eden siz olmak zorunda değilsiniz.
Hava soğumuştu, güneş yoktu. Ayaz kulaklarımı yakıyor, parmaklarımı donduruyordu. Kayarken yine iyiydi de, teleferikte yukarı çıkarken sabit durmak zorunda olduğum için kaskatı kesiliyordum. Yorgunluk ta başlamıştı ve buzlanmanın yoğunlaştığı pistte keyif biraz eziyete dönmeye başlamıştı. Öğleden sonra üç-dört sularıydı sanırım, yine teleferiğe bindim ve yukarı çıktım. Belli bir yere kadar gayet kontrollü kaydım ama sonrasında pistlerin birleştiği buzlu alana geldim. Var gücümle bacak kaslarıma yüklendim ama çok zorlanıyordum. Arada düştüğümde sert buza çarpıyordum, popom ve dizlerim sızlamaya başlamıştı. Normalde düşmekten keyif alırım, bol karsa hele düşmek eğlencelidir. Düşmek öğrendiğim anlamına gelir, düşmek yeniden başlamanın habercisidir, düşmek kalkmanın ilk adımıdır. Zemin sert olunca düşmek bambaşka bir hal alır. Etler, kemikler acır. Neşeniz gider, enerjiniz söner. İşte böyle neşem ve enerjim kaçmış durumda buzlu pistten aşağıdaki kafeye ulaşmaya çalışırken, epeyce de yaklaşmışken nasıl olduğunu anlamadan sırt üstü kapaklandım. Önce popom sonra kafam vurdu yere. Kafamı vurmamla beraber gözlerim karardı. Yıldızlar, şimşekler çakmaya başladı karanlığın içinde. Birkaç saniye içinde geçer diye bekledim geçmedi. Resmen bir çizgi filimin içine girmiştim ve başımın etrafında kuşlar dönüyor, cik cik ötüyordu. Duyduğum acıyı tarif edemem, boyum kadar yükseklikten yere dank diye vurmuştum kafayı. Önce popomun üzerine düşmemiş ve ivmeyi biraz hafifletmemiş olsam çok daha fena olacaktı muhtemelen. Kafatasımın arkası öyle acımıştı ki kafamı kırdığımı sandım. Hayatım bir filim şeridi gibi gözlerimin önünden geçmedi. Geçit töreni yapan yıldızlar ve kuşlardı. Hala yaşadığıma şükrederek kalktım yerimden. Keyif, neşe, haz, zevk, enerji, mutluluk, yerini öfke, yorgunluk, acı ve nefrete bırakmıştı. Boardu ayağımdan söktüm ve aşağıdaki kafeye yürüyerek gittim. Kendime bir kahve söyledim ve yaşadığım kafa travmasının boyutlarını algılamaya çalıştım. Beyin kanaması geçiriyor olabilirdim ve arkadaşlarım gitmişti, yalnızdım. Uyumamam gerektiğini düşündüm. Kafa travması geçirenleri bir süre uyutmazlar bilinci yerinde mi diye kontrol etmek için. Ne yapıyorum ben diye düşündüm, söylendim kendime. Ne işim vardı burada, bu soğukta, bu buzlu pistte, bu saatte…bir daha snowboard yapanın…
Üçüncü kahvemi içerken beyin kanaması geçirmediğimden ve kafatasımı kırmadığımdan emin olmaya başlamıştım ama bir daha boardu takıp zirveye çıkmayı aklımın ucundan bile geçirmedim. Benim için gün bitmişti. Teleferik sırasında yukarı çıkanları izliyordum ve hiç özenmiyordum. Normalde kafede uzun süre oturamam ben. Çıkanları izlerken içim kıpır kıpır olur ve bir an önce tekrar yukarı çıkma isteğiyle dolarım. O gün kafayı vurduktan sonra teleferik sırasındakileri balık gözlerle izliyordum ve günü bitirmiş olmanın kararlılığı ile sıcak kahvemi yudumluyordum. Teleferikler durdu, önce bana doğal geldi. Ara sıra yukarıda inmekte yada aşağıda binmekte zorlananlar olur ve görevliler teleferikleri durdurarak yardımcı olurlar. Ancak birkaç dakika geçmesine rağmen hala çalışmayınca merak etmeye başladım. Biraz daha zaman geçince, geç oldu kapattılar artık diye düşündüm. Ama iki kişilik sandalyelerde insanlar vardı ve daha pistlerin kapanması için epeyce zaman olmalıydı. Kafeye gelen gidenden teleferiklerin arızalandığını duydum. Çok önemsemedim, ara sıra olur böyle şeyler dağlarda, hemen tamir ederler, çalıştırırlar yeniden. Ben üçüncü kahvemi bitirmişken ve acım biraz hafiflemişken kafayı vurduğum için şanslı olduğumu düşünmeye başladım. Öyle kötü düşmemiş olsam yüzde yüz kaymaya devam edecektim ve muhtemelen yukarıdaki sandalyelerden birinde ben oturuyor olacaktım. Ayaz artmış hava iyice soğumuştu ve ben sıcak bir kafede sıcak kahvemi içmekteydim.
Toparlanmak ve yolculuğuma hazırlanmak için otele döndüm. Duşumu alıp, valizimi hazırladım. Her tarafım ağrı sızı içerisindeydi. Ben otelden ayrılırken hala teleferiği tamir edememişlerdi. Uzaktan gördüm sandalyelerde oturmuş, rüzgarla bir sağa bir sola sallanan zavallı insanları. O düşüşü ilahi bir işaret olarak algıladım. Kafam acıyordu belki ama kırılmamıştı ve o anda o sandalyelerden birinde oturmadığım için çok şanslıydım. Ankara’ya döndüğümde televizyonda haberlerden izledim. İnsanlar saatlerce hem de gece karanlığında beklemişler ve donma tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlar.
İlahi işaretleri doğru okumak lazım. Erzurum’daki o gün sonunda birkaç ders çıkarmıştım.
1-En kötü düşüşten bile şikayet etmemek lazım: Sizi başka daha büyük bir felaketten korumuş olabilir.
2-Kask takacaksın: Her an kafa üstü fena bir şekilde düşebilirsin, önlemini alacaksın. Beş bin kere düşsen bir şey olmaz ama beş bin birinci düşüşte kafayı kırabilirsin. Snowboard yapıyorsan mutlaka kask kullanacaksın.
3- Snowboarda devam edeceksin: Kaskım olsaydı belki bu kadar canım acımazdı kaymaya devam ederdim. Belki ben de o sandalyelerde mahsur kalırdım ama yine de iki felaketten de son anda yırttıysan bir sebebi olmalı. Bu işi öğreneceksin.
Erzurum dönüşü ilk işim sağlam bir kask almak oldu. Piyasada çok farklı kasklar var ama snowboard yapıyorsanız en iyisini almaya gayret edin. Bazı ucuz kasklar çarpma sırasında çok kolay kırılıp parçalanabilir. O yüzden iyi bir markanın sağlam bir kaskını almak önemli. Ne giydiğinizin, ne kadar havalı göründüğünüzün hiçbir önemi yok, parayı onlara harcamayın. İyi bir kask alın. Acemi ya da tecrübeli fark etmez. Kaç yıldır dağlarda kayıyor olursanız olun, kaskınızı takmadan çıkmayın.
Kask takmak öncesinde angarya görünürdü gözüme. Zaten kat kat giyiniyoruz, bir sürü ağırlık taşıyoruz, bir de kafayı sıkış tıkış etmenin alemi yok derdim. İşin yoksa bir de kask taşı, gözlüğü üstüne geçirmeye çalış vs vs. Ancak bir süre sonra anladım ki aslında kask takmanın başka avantajları da var. Mesela artık bereye ihtiyaç duymuyorum. Kaskım kulaklarıma kadar kafamı üşümekten koruyor. Sadece ince polar bir maske takıyorum ve yetiyor. Hava güzelse kulaklarıma polar bant geçirmek bile iş görüyor. Böylece aslında çok daha hafifim. Ayrıca board yaparken sıklıkla düştüğüm için berem bir tarafa ben bir tarafa savruluyordum ve sonrasında düştüğüm yerden kalkıp bereyi bulup, kardan sırılsıklam olmuş şeyi başıma geçirmek zorunda kalıyordum. Şimdi düşerken kafayı vurmaktan da korkmuyorum, berem uçacak diye de endişelenmiyorum. Çene altından kilitlenen kaskım başımdan çıkmıyor darbe alınca.
Snowboardu kasksız yapacak kadar cahil olmayın. Benim kadar sancılı bir şekilde öğrenmek gerekmiyor bunu. Aklın yolu bir. Kaskınızı takın, dağa öyle çıkın.