Bu sabah erkenden açıldı yine gözlerim. Dağa çıkınca, normalde uykuya doymayan bedenim nasılsa birden canlanıveriyor. Sabahın altısında zıplıyorum yataktan. Ya kayma hevesi böyle erkenden uyandırıveriyor beni, ya da bu yükseklikteki bol oksijen ve temiz hava. Soğuğu seven biri hiç olmadım. İlginçtir ki dağa çıkınca soğuk hiç rahatsız etmiyor beni. Tam tersi canlandıran, kanımı kaynatan bir etkisi oluyor üzerimde. Erzurum’da kayak yapmaya ilk gelişim bu. Dün kar fırtınası ve tipi yüzünden kayak yapamadık.
Cuma akşam Erzurum’a vardığımızda hava yumuşak, toprak kuruydu. Günlerdir meteroloojinin sayfasından kar durumunu takip ediyordum ve daha çok kar görme umudundaydım. Palandöken’e çıktığımızda hayal kırıklığım biraz daha arttı. Sanki burası bir kış sporları merkezi değil de alelade bir Anadolu kasabasıydı. Tepelerde azıcık kar yamaçlarda ise çıplak toprak karşılamıştı beni. Hava tahminlerine göre beklenen kar ortalıkta yoktu. İlk Palandöken tatilim böyle tatsız ve kuru geçecek diye endişelenmeye başlamıştım.
Beraber geldiğim arkadaşlarım aşağıda bir misafirhanede kalıyorlardı. Bayan için yer olmadığından ben dağdaki kayak otellerinden birinde konakladım. Pazar günü üniversite giriş sınavı olduğundan tüm merkez oteller ve misafirhaneler ağzına kadar doluymuş. Kayak otelleri ise kar olmadığından gayet sakindi. Odamın penceresi şehre bakıyor. Gece yerleştiğim otelimin penceresinden şehrin ışıklarını seyre koyuldum. Kar umudumu canlı tutmaya çalışarak yeni öğrendiğim snowboard figürlerini zihnimde canlandırmaya başladım. Yavaş yavaş çözmeye başladığım, henüz çok yeni olduğum snowboard bende bir tutku halini almaya başladı. İnternetten izlediğim videolarda öğrendiğim hareketleri ve dönüşleri yapabilmek için kaymam gerekiyordu.
Geç saatlerde kar başladı. Kaymaya yetecek kadar yağması biraz zordu tabii ama yine de ümidimi kaybetmedim. En kötü Xanadu otelin yapay karla ayakta tutulan pistinde kayardım. Evet kısaydı, ama hiç kayamamaktan iyiydi elbette. Perdelerimi sonuna kadar açarak yatağıma girdim ve tatlı bir uykuya daldım. Erkenden gün ışıkları girdi gözüme ve ben uyandım. Koşarak pencerenin önüne geldim. Dışarısı beyazdı ve ben çok mutlu olmuştum. Kar yağmaya devam ediyordu. Çocuklar gibi sevinerek kahvaltımı yapmaya indim. Dışarı sigara içmeye çıktığımda esen rüzgarın şiddetiyle sarsılarak hemen içeri attım kendimi. Arkadaşlarım gelene kadar gözüm yan otelin liflerindeydi. Hiçbir hareket yoktu. Saat 08:30 olmuştu ama lifler açılmamıştı. Rüzgar deli gibi esmeye devam ediyordu. Arkadaşlarım geldi ve otelde çay içmeye oturduk. Aldığımız haberler hiç iç açıcı değildi. Rüzgardan ve tipiden dolayı tüm pistler kapalıydı. Yan otelin yapay karlı, yumuşak eğimli pisti bile kapalıydı. Bu gün kayak yapmayı unutun dediler, mecbur kaderimize razı olduk.
Oteller bölgesinden uzakta, konaklı kayak pistine yine de bir bakalım dedik. Hiç olmazsa gezmiş görmüş oluruz diye düşündük. Arkadaşımızın cipi her türlü zorlu yolun üstesinden gelebilecek gibiydi. Şehir merkezine indiğimizde sadece rüzgarı hissediyorduk. Yer kuru, bir damla kardan mahrum, çırılçıplaktı. Ara ara görünen güneş bize artık baharın geldiğini, kayak zamanının geçtiğini fısıldıyordu. Konaklı yolu tertemizdi. Tırmanmaya başladıkça sağda solda kuytuda kalarak ayakta durabilmiş beyaz kar yığınları görmeye başladık. İlerledikçe yolun ara ara karla kaplı olduğu bölümler gördük. Etraf yine yamalıydı. Şiddetli rüzgar tepelerdeki karı üfürüyordu. Yolun sonuna geldiğimizde göz gözü görmeyen bir tipinin içinde bulduk kendimizi. Cafelerin çatıları uçmuş, camlar kırılmış, in cin top atıyordu. O rüzgara dayanabilecek herhangi bir çatı veya orada durabilecek biri insanoğlu olamazdı. Bir taraftan kar yağıyor diğer taraftan esen rüzgar yerde kalan eski karı kaldırarak savuruyordu yüzümüze. Manzaranın ve doğanın gücüne bir kez daha hayran kalarak, aynı zamanda boyun eğerek aracımıza bindik ve geri döndük. Merkeze geldiğimizde yine bir bahar havasındaydı her yer. Zirvedeki o fırtınadan eser yoktu. Olimpiyatlar için yapılan atlama kulelerine çıktık. Kahvelerimizi içerken rüzgarın uğultusu kemiklerimize kadar titretiyordu bizi. Sanki bir hava alanındaydık ve sürekli jetler inip kalkıyordu. Yapacak bir şey yoktu. Önce buz pateni yapmaya niyetlendik. Buz pateni pistinde hokey maçı varmış, akşama ancak bitermiş. Akşam altıdan sonra geliriz dediysek de hokey maçını izlemek için tribünlerde yerimizi aldık. Çok az seyirci vardı. İstanbul üniversitesi ile Koç Üniversitesi oynuyordu. Sporcuların manevralarını ve sarf ettikleri eforu takdir ettik. Birkaç gol izledik. En sonunda oyunculardan biri mücadele içinde diski yakalamaya çalışırken feci şekilde bariyerlere çarptı ve oyun durdu. Ambulans gelip oyuncuyu götürene kadar izledik. Sonra da ayrıldık.
Erzurum’un alışveriş merkezine gidip kayak malzemeleri satan dükkanları dolaştık. Sonra her şehirde olan alış veriş merkezinin hep bildiğimiz restoran kısmında bir şeyler atıştırdık. Yemek sonrası sigara için balkona çıktığımda kar yağdığını görerek mutlu oldum. Hem de epey şiddetli yağıyordu. Merkezde böyleyse kim bilir dağda nasıldır diye düşünerek mutlu oldum. Ama kayak yapamıyorduk, tüm pistler kapalıydı ve hala yeterli kar yoktu. Rüzgar korkunç bir hızla esiyor, liflerin hepsini kullanılamaz hale getiriyordu. Çare yoktu, dolaşmaya devam ettik. Birkaç bot denedim. Karasız kaldım. Fiyatlar indirime girmişti ama hala kayak malzemeleri pahalıydı. Epeyce bir zaman AVM d e oyalandıktan sonra Taşhan’a gidip oltu taşı bakmaya karar verdik. Dışarı çıktığımızda gözlerime inanamamıştım. Az önce bahar gelmiş dediğim şehir bembeyaz olmuştu. Bu kadar kısa sürede rengini değiştiren bir şehir beni hayrete düşürmüştü. İşte gerçek Erzurum budur diyerek gülüştük ve çocuklar gibi mutlu olduk birkaç saat içinde arabaların üstünü örten karı görünce. Taşhan’da biraz dolaşıp arkadaşlarımın konakladığı misafirhaneye gittik. Erzurum’lu arkadaşımızın eşinin elleriyle yaptığı müthiş kadayıf dolmasını afiyetle yedik. Dışarda lapa lapa yağan kar manzarası eşliğinde okeye oturduk. Birkaç el sonra ben her zamanki gibi sıkıldım. Oteli aradık ve Xanadunun pistinin açık olduğu bilgisini aldık. Hemen oyunu bırakıp apar topar dağa geldik. Hava kararmıştı ve acele ile otele girdik. Xanadunun yapay karlı pisti üstüne taze kar yağmıştı. Gece aydınlatması sayesinde akşam 8 e kadar kayak yapılabiliyordu. İki saatimiz vardı ve hemen kiralamalarımızı yaparak piste koştuk.
İlk gece kayışımdı ve çok keyifliydi. Rüzgar durmuş, kar hafif hafif atıştırıyordu. Pistin durumu mükemmeldi. Bol kar vardı ve benim gibi acemi bir boardçu için yumuşak eğimi ile de biçilmiş kaftandı. İki saat boyunca kaydım. Artık dönüşleri birbirine bağlayabiliyordum ve yorulmadığımı gördükçe hayret ediyordum. İlk seferler nasıl da kan ter içinde kalıyordum oysa. Sanırım artık bu işin temel mantığını biraz da olsa çözmüştüm ve dönüşleri çok daha rahat becerebiliyordum. Keyifle geçen iki saatin ardından odama geldim ve biraz hava tahmin sitelerinde vakit geçirdikten sonra uykuya daldım.
Bu gün Pazar. Akşam 20:30 da uçağım var ve ben yine erkenden uyandım. Penceremden bembeyaz bir Erzurum manzarası izliyorum. Hava açık güneşli kaymak için mükemmel görünüyor. Pistlerde yeterli kar var mı bilmiyorum. Birazdan arkadaşlarım gelecek, hazırlanmam lazım. Konaklının 17 km kesintisiz pistini denemeyi çok istiyorum. Açık olmasını ve sezonun son kayak tatilini bu işi artık çözmüş olarak bitirmeyi arzuluyorum. Sanırım seneye Palandöken’e daha önce geleceğim. Mart sonuna bırakmadan, kar olacak mı, pistler açılacak mı endişesi taşımadan bu güzelliklerin tadını çıkarmak için Aralık-Ocak aylarında gelmek lazım.
Bir güzel Erzurum sabahında yine gözlerime ışıklar doluyor. Çocuklar gibi heyecanlı ve mutluyum az sonra pistlere atılacağım için. Hayat bazen çok güzel!!