Avusturya’da kayak 3-İgls

İnnsbruck’tan İgls’e doğru tırmanmaya başlıyoruz. Yol bir anda dikleşip daralmaya, virajlarla dolanmaya ve sisler içinde kaybolmaya başlıyor. Hızımı iyiden iyiye düşürüyorum. Bir süre sonra sisler dağılıp yol tekrar görünür hale gelince bir derin oh çekip hızlanıyorum. Sonunda İgls olduğuna kanaat getirdiğimiz kasabaya geliyoruz. İki kilise geçtikten sonra otelin olması muhtemel sokağa sapıyoruz. Daracık neredeyse toprak bir yoldan içeri giriyoruz ancak etraf kapkaranlık ve şehir ölü. Otele benzeyen bir bina aranırken yol bitiyor. Geri geri manevra yapıp dönem gerekiyor ve dikkatli olmam lazım çünkü buralar artık buzlu ve karlı. Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Yıldızların parlaklığı gözlerimi alıyor. Hepimiz böylesine açık bir gökyüzü üzerindeki ışık huzmelerini hayranlıkla izliyoruz. İçim sevinçle doluyor, yıldızlar ertesi gün havanın açık ve güzel olacağının müjdesini veriyorlar bana.

Sonunda dönüp bir tahmin hakkımızı kullanıyoruz ve otoparka benzettiğimiz alana giriyoruz. Otelimizi bulmuşuz ama ışıklar söndüğü için farkına varmamışız. Neyse ki internetten www.booking.com üzerinden otelle yazışmış ve geç geleceğimizi belirtmiştim. Otelden e-mailime cevap gelmişti ve geç gelirsek resepsiyonda kimsenin olamayabileceğini, arka kapıya anahtarları bırakacaklarını yazmışlardı. Bu yazışmayı yapmamış olsaydık gecenin bir yarısı soğukta kapıda kalacaktık belki de. O yüzden beş yıldızlı bir otele gitmiyorsanız ve akşam 11 den sonra otele giriş yapacaksanız mutlaka önceden otel yetkililerini bilgilendirmek gerekiyor.

Üç kişi ön kapıda valizlerin nöbetini tutuyor, iki kişi arkaya anahtar aramaya gidiyoruz. E-mailde yazıldığı gibi beyaz kutuyu biraz bakınınca hemen buluyoruz. İçinden anahtarları çıkarıp tek tek deniyoruz hangisi açacak dış kapıyı diye. Bir şekilde açıp içeri giriyoruz. Ancak her yer karanlık ve içeriden geçip ön kapıyı arkadaşlara açmak için yolumuzu bulamıyoruz. Yine ön tarafa dolanıp milleti toparlıyor ve arka tarafa valizleri taşıyoruz. Bu arada otelimizin adı Hotel Gruberhorf ya da namı diğer: http://www.gruberhof-igls.com/en/hotel/ Bu noktada hemen belirteyim, yoksa ileride unutabilirim. Eğer direk otelin internet sayfasından odalarınızı satın alırsanız kahvaltı dahil oluyor. Yani yaklaşık oda başına 10 euro kar etmeniz mümkün. Bunu da bana otelin sahibi yaşlı kadın söyledi. Oteli kesinlikle lokasyonu, manzarası ve kahvaltısı için tavsiye ederim. Bu otele gitmek isteyenlere de direk otelin sayfasından fiyatları kontrol etmelerini öneririm.

Otelimizin asansörü yok ama zaten odalara üç beş basamaklı bir merdivenle ulaşıyoruz. Odaların hiç resmini çekmek aklıma gelmemiş, o yüzden paylaşamıyorum ama belki yorum kısmına eklemek isteyen arkadaşlar olabilir. Ya da çok merak edenler otelin web sitesine girip görebilirler. Zaten Avusturya’ya gelmişiz, kayak yapacağız, oda kimin umurunda. Yatacak kalkacak duş alacak bir yer olsun yeter. Suyu aksın, gece ısınsın, bir de prizler çalışsın da telefonumuzu şarj edebilelim. Dağa kayak yapmaya gelenin oda umurunda olmaz. Odanın fotoğrafını çekmemişim ama balkonundan bol bol manzara fotoğrafımız var paylaşabileceğim.

Hemen pijamalarımızı giyip yatıyoruz. Otel Gruberhof’ta kahvaltı sabah 07:30-09:30 arası. Arkadaşlar 08:30 diyor, ben 07:30. Sonra ısrar etmekten vazgeçiyorum, kimse benim kadar manyak olmak zorunda değil. Ben erken iner, gider pistlerin yerini, kayak kiralamanın yolunu yordamını öğrenir vakit kazanırım diye düşünüyorum. Sabah olsun bir an önce kendimizi pistlere atalım istiyorum. Yer bulmak, kayak bulmak, snowborad bulmakla ne kadar az vakit harcarsak o kadar kar gibi geliyor bana. Gerçi kendimi de biliyorum, bir süre kayıp sonra yorulacağım. Sonuçta bir gün boyunca kayabileceğimiz süre belli. Ha erken başlayıp erken bitirmişsin, ha geç başlayıp geç bitirmişsin. Bu gerçeğin farkında olmakla beraber için kıpır kıpır, beklemeye tahammülüm yok.

Otel Gruberhorf Patscherkofel pistinin hemen dibinde yer alıyor. Hatta bizim odanın balkonundan Patcherkofel Bahn’nın havada süzülen kabinlerini görmek mümkün. Sabah gün doğmadan ben doğruluyorum ve sabahın aydınlanmasını izliyorum.

20170202_091130

Ayşe ile beraber kalıyoruz, o da erkenci ama biraz daha uzanmayı tercih ediyor.  Saat 07:00 gibi üstümü giyinmeye başlayıp, 07:15 te kahvaltıya iniyorum. Kahve bulup içiyor, otelin kış bahçesi şeklindeki barına geçip sigaramı içiyorum. Otelin lobi kısmında dünya kadar tanıtıcı broşür var. Patscherkofel pist haritasından tutun da, İnssbruck civarındaki kayak merkezlerinin detaylı bilgilerine, otobüs kalkış saatlerine, indirim kartlarının geçerli olduğu yerlere falan kadar bir sürü detaya ulaşmak mümkün. Aslında fazla bilgi de iyi bir şey değil. Bir süre sonra insan fazlasıyla teorik bilgiyle dolup taşıyor ve hangisini pratiğe geçireceği konusunda sağlıksız kararlar vermeye başlıyor. İlk gün programı neyse ki açık ve netti. Patcherkofel pistini keşfedecek ve tüm gün orada takılacaktık. Akşam da İnnsbruck’a inip şehri gezecektik. Herkes yavaş yavaş kahvaltıya dökülüyor. Otelin haşlanmış yumurtasına ve peynirlerine bayılıyorum. Yumurtanın özelliği tam kıvamında pişmiş olması. Genellikle otellerde haşlanmış yumurtalar neredeyse morarmışa yakın hale gelecek kadar çok pişirilir. Oysa Gruberhof Otel’de kayısı kıvamında, turuncu renkte ve oldukça da büyük.

Oteldekilere soruyor, en yakın kayak-snowboard kiralayacağımız yerin adresini öğreniyoruz. 5 dakikalık yürüme mesafesinde, Venezia restoranın hemen yanıymış. Keyifle 5 dakikalık yolculuğumuza başlıyoruz. Yokuş aşağı yürüyüp sokağın Patscherkofel teleferiğinin kalktığı noktayı biraz geçince sol tarafta Venezia restoranı, hemen yanında da kayak kiralama yerini görüyoruz.

Günlerden Perşembe, içerisi bomboş. İlk müşteriler biziz ve sevimli, cana yakın bir kız bize yardımcı oluyor. Önce duvara yapışık bir monitöre isim, boy, kilo gibi bilgilerimizi giriyoruz. Sonra kız bize istediğimiz malzemeleri çıkarıyor ve denememiz için veriyor. Üç kişi botlarımızı yanımızda getirdiğimiz için bizim işimiz daha hızlı halloluyor. Bana Solomon marka mavi bir board veriyorlar. Boyu, esnekliği falan iyi gibi görünüyor. Aslında ben hala boardlardan anlamıyorum pek. Hangisi bana daha uygun, hangisi hangi pistte kullanılmalı yorum yapacak deneyim ve bilgiye sahip değilim. Sadece çok ince uzun olanların alp sitili yapmak için olduğunu ve hız sevenlere göre dizayn edildiğini biliyorum. Onun dışında seçici olmaktan epeyce uzağım. Bağlamalarımın ayarını yaptırıyorum. Sağ ayak 90 derece, boarda dik, sol ayak önde olacak şekilde, sağ ayağa göre yaklaşık 15 derece açılı. Son iki yıldır bu açılarla kayıyorum ve sanırım şu an en rahat ettiğim snowboard açıları bunlar. Zaten yeni açı denemeye ve denerken tekrar tekrar düşmeye hevesim de pek kalmamış. Bot deneyenlerin işi biraz daha uzun sürüyor ama neyse ki çalışan kız çok yardımcı. Küçük dükkanın içinde bir de siyah köpek var. Onlar botları denerken önce köpeği sevip oynayarak sonra da dışarıda sigara içerek bekliyorum.

Sonunda herkes hazır, Patcherkofel teleferiğinin başlangıç noktasına doğru ayağımızda botlar, ellerimizde kayaklar ve snowboardlarla yürüyoruz. Ekipte kimse iyi kayakçı değil. Bir kayakçımızı hariç tutarsak hepimiz başlangıç seviyesindeyiz diyebiliriz. Öyle ki, aramızda henüz on defa kaymamış olanlar var. Bir şekilde indiririz kendimizi diyerek teleferik binasının içine giriyoruz. Bildiğiniz istasyon gibi bir bina burası. Biletlerimizi gişeden alırken, bize otelden verilen indirim kartını gösteriyoruz. Adam başı yaklaşık 30 euro vererek tüm gün pass lerimizi alıp ceplerimize koyuyoruz. Merdivenleri çıkarak kabine bineceğimiz alana geçiyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Az da olsa bizden başkaları da var bekleyen ve biraz sonra başkaları da geliyor. Yavaş yavaş yaklaşıyor kabin, neşeli ve mutluyuz, zirveye çıkıyoruz.

20170202_123507

Zirveye çıkarken nereden ne resmi çekeceğimi şaşırıyorum. Zira Alplerin manzarası karşısında dona kalmış durumdayım ve çektiğim hiçbir resim o andaki duygularımı ve görüşümdeki berraklığı yansıtamıyor. Kabinin camlarında çizikler var, fotoğraflar istediğim gibi çıkmıyor. Pencerenin aralığından çiziksiz camdan birkaç kare yakalamaya çalışsam da tam karşımdaki muhteşem manzarayı kareye almayı beceremiyorum. Herkes birbirinin resmini çekiyor, bol bol selfiye abanıyoruz biz de. Zirveye gelince tam da patscherkofel’in web cam’inden izlediğim Bergstation istasyonuna geliyoruz. Burası zirve ve bu zirveye çıkmanın tek yolu Patscherkofel Bahnn…

Buradan sadece inebiliyorsunuz ve indiğiniz yer sizi aynı istasyona değil, epeyce uzağındaki Olympiaexpress’in olduğu yere çıkarıyor. Olympiaexpress’ten tekrar kabine bindiğiniz Patcherkofel istasyonuna gelebilmek için otobüs beklemek zorundasınız ve yaklaşık 10-15 dakika otobüs yolculuğu yapıyorsunuz. Neyse şimdi o kısma değil, Patscherkofel kabini ile çıktığımız zirveden aşağıya inişe odaklanalım.

Zirveye çıkınca ilk ne yapıyoruz? Tabii ki tuvalete gidiyoruz. Yani ben gidiyorum. İniş öncesi dikkatimi dağıtacak her türlü durumdan kaçınmak için bu şart. Ayrıca zaten sıcaktan soğuğa aniden çıkınca karşı konulamaz bir ihtiyaç hasıl oluyor. Neyse ki zirveye bir kafe yapmayı akıl etmişler, ben de bu konforu kullanıyor, rahatlıyorum. Eldivenlerimi, kaskımı, gözlüğümü takıp dışarı çıkıyorum, o da ne….boardum hemen kafenin girişinde dayadığım yerde yok. Bir an için panik atak yaşıyorum. Zira seyahat öncesi Avusturya’da kayak ile ilgili okuduğum bloglarda boardunun çalındığını ifade edenlere rast gelmiştim. Acaba kaşla göz arasında tahtayı kaptırdık mı diye kara kara düşünmeye kalmadan dikkatli arkadaşımız Ebru bana soruyor: ‘Aşağıya bir board kaydı, seninki miydi?’ diye. Zirve rüzgarlı, dayadığın snowboardun düşüp, kayıp, gidebildiği yere kadar gitmesi oldukça mümkün. Ben de Ebru’nun gözlemini takdir edip, eğimi takip ediyorum. Benim board kaymış, gitmiş, dönmüş, istasyonun çıkışının olduğu binanın önünde durmuş. Derin bir oh çekip sırtlanıyorum ve yokuş yukarı üç beş adım atarak ısınma hareketlerimi de bir yandan yapmış oluyorum. Düşünsenize, bir sürü yol gelip, heyecan yapıp sonunda zirveye çıkıyorsunuz ve tam keyifle aşağıya ineceksiniz, bir de bakıyorsunuz board yok!!! Bu kabusun gerçekleşmemiş olmasının verdiği ekstra sevinçle kendimi inişe hazırlıyorum. Bekle bizi Patscherkofel….iniyorruuuuuuuuzzzzzzzz…………..

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Kar tutkusu, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın