Kapadokya maratonuna 4 gün kala

Yaklaşık 4 gün sonra ilk maratonumu koşacağım. Maratonu bırakın, daha öncesinde 5 kilometre koşmuşluğum yok, yani koşuya direk arazi maratonu ile hızlı bir dalış yapıyorum. Hayatımın ilk resmi koşusu da olacağı için çok heyecanlıyım. Sürekli ya bir şeyler ters giderse diye endişelenirken buluyorum kendimi. İlk koşu için üstüme düşen okumaları ve araştırmaları yaptım sanırım. Yine de okuduklarım havada uçuşuyor, bizzat kendim deneyimlemeden gerçek anlamda idrak edemeyeceğim anlaşılan.

19 Ekim de Kapadokya’da gerçekleşecek ultra maratona katılma kararını vereli yaklaşık 3 ay oluyor. Aslına bakılırsa koşmaya da 4 ay önce başladım. Biraz cahil cesareti yazıldım yarışa ve kendi çapımda hazırlanmaya çalıştım. Çok iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğim söylenemez. Her gün koşmayı planlarken arada bir sürü kaçırdığım gün oldu. Üst üste koşmadığım 3 günler bile yaşadım. Oysa zaten çok kısa olan hazırlık sürecimi daha iyi değerlendirmem gerekiyordu. Şu anda biraz gerginlikle geçmişe bakıp kendimi azarlar haldeyim. Açıkçası biraz korkuyorum 38 km den. Yeterince dayanıklı ve gerektiği kadar hızlı olabilecek miyim bilemiyorum. Koşunun resmi zaman sınırı olan 7 saat içerisinde parkuru tamamlayamazsam çok kızarım kendime, orası kesin. Bir tarafım çok hafife alıyor bu işi ve aman nasıl olsa hızlı yürüsen bile bitirirsin diyor, diğer tarafım yokuşlar ve mesafenin uzunluğu dolayısı ile endişeleniyor. Çok kalabalık olursa ve ben insanlara takılırsam, hızlı koşanlara takılıp sonra çabucak yorulursam, yavaş yürüyenlere ve manzaraya dalıp saati unutursam, tuvaletim gelirse ve çok oyalanırsam, istasyonlarda kuyruk olursa orada fazla zaman kaybedersem gibi bir sürü endişe ile baş etmeye çalışıyorum. Sonra 63 km ve 119 km koşacakları düşünüyorum, bir rahatlama geliyor. Yani aslında ben kısa parkur koşacağım, o kadar büyütecek bir şey yok.

Büyütmeyeyim dediğimde antrenmanlardaki 10 km ve üstü koşularım geliyor aklıma. Bazen kilometreler git git bitmiyor. Bir kilometre uzadıkça uzuyor. İnsan koşarken metrelerin ve kilometrelerin anlamını tekrar sorgulamaya ve farklı bir boyutta anlamlandırmaya başlıyor. Arabada giderken navigasyon aletinin dediği 500 metre ile koşarken alınan mesafe olarak 500 metre birbirinden çok farklı. Arabaların hayatımızdaki yerini ve öneminin daha derinden kavrayıp, yaşamımızı bu derece kolaylaştırdıkları için minnet duyuyorum. 10 kilometre üstünü antrenmanlarımda çok koşmadım. Genellikle 7-10 kilometre arasında günlük koşularım oldu. Bazı günler, özellikle ilk başladığımda 5 km bile bana yeterince uzun geliyordu. Rutin bir antrenman günüm 6 km koşu 2 km hızlı yürüyüş şeklinde geçti. Haftada bir gün 10 km üstü uzun koşu yapmayı hedeflemiştim. İstediğim düzende ve planda koşamadığımı itiraf etmeliyim. Biliyorum ki çelik gibi iradeye sahip bir takım insanlar var ve onlar her koşulda sabah kalkıp koşuları yapıyorlar. Onlardan biri olmayı çok isterdim, istedim ama pek olamadım. En uzun koşumu 34 km ile Eymir’de yaptım. Onun dışında 13-14 km kilometrelik koşularım da oldu. Bir kere arkadaşlarla Ilgaz zirve yaptık ve sağlam bir tırmanış ile dayanıklılık artırma antrenmanı yapmış olduk. En son olarak ta 14 Ekim tarihinde 18 km ODTÜ ormanlarında koştum. Yaklaşık 3 saat süren koşumuz sırasında bol bol tırmandık, dolayısı ile koşunun yerini çoğunlukla hızlı yürümeye bıraktığını söyleyebilirim. Aralarda durup dalından taze alıçlardan yedik. Lezzetine doyamayıp her gördüğümüz ağaca daldık, bu da bize epeyce zaman kaybettirdi ama biraz da keyif almak lazım. Güzelim ormanın, doğanın içinde sadece zamana karşı yarışıp bütün bu güzellikleri kaçırmak ta biraz anlamsız olurdu.

19 Ekim’de dünyanın en güzel coğrafyalarından birinin tam göbeğinde, Kapadokya’da koşacağım. Oldum olası oranın büyülü bir yer olduğunu düşünürüm. Tüm o tarihin ve coğrafik oluşumların arasından geçerek, geçmişten gelen esintileri ciğerlerime doldurarak koşmak benim için aslında yarışı zamanında bitirip madalya almaktan çok daha önemli. Öylesine güzel bir parkur ki, dünyanın her yerinden insanlar buraya koşmaya geliyor. Geçenlerde okuduğuma göre katılımcılarım %55 i yabancıymış. Sırf benim koşacağım 38 km de 1500 kayıt var. Bu bir yarış değil, bu bir festival bana kalırsa. Hatta bana kalırsa meditasyon festivali bile denebilir. İnsan koşarken bir nevi meditasyon yapıyor. Düşünceler zihinden geçiyor ve hiç birini tutamıyorsun. Akıp giden zihnin enerji ile doluyor ve koşarken çok iyi hissediyorsun. Her şeyi yapabilecek gücün varmış gibi, dünya senin etrafında dönüyormuş gibi, sen dünyayı devirebilecekmişsin gibi… binlerce insanla birlikte bu muhteşem doğada bu yüksek enerjiyi paylaşacak olmak beni heyecanlandırıyor gerçekten. Umarım etrafımdaki güzellikleri seyredeceğim ve tadına varacağım derken zaman mefhumunu çok rafa kaldırmam, ne de olsa katılmışken bir de madalya alıp götürsek eve, hiç fena olmaz.

 

 

 

 

 

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın