19 Ekim Kapadokya ultra trail koşusuna 3 gün kaldı ve heyecanım dorukta, artık antrenman yapmıyorum. 14 Ekim’de yaptığım 18 km lik koşu beni hırpalamış, üstüne dün iki saat tenis oynadım ne zorumaysa. Bileklerim biraz zorlandı, hafif şiş. O yüzden bu gün ara verdim, spor yok. Belki yarın hafif hafif bir iki kilometre koşup yeni çantamı denerim.
Bu arazi maratonu koşuları için ekipman çok önemli diyorlar. Başından beri nerede ne okuduysam hep ekipmanın önemine vurgu yapmış. Özellikle ayakkabı iyi seçilmeli, yarış günü yeni ayakkabı denenmemeli diyorlar. Ben de 3 ay önce aldığım Nike koşu ayakkabası ile Kapadokya’yı koşmayı planlıyorum. Nike zoom winflo 5 oldukça hafif ve rahat bir ayakkabı, özellikle tabanı yumuşacık ve koşarken yaylanıyormuş hissi yaratıyor.

Okuduğum tavsiyeleri dinledim ve 1 numara büyük aldım ama 1,5 numara büyük alsam daha iyiymiş. Benim ayaklarım bir süre sonra şişmeye başlıyor, sanırım dolaşım problemim olabilir. Eskiden üçüncü kilometrede başlayan ayak uyuşmalarım şimdi altıncı kilometreye kadar kendini hissettirmiyor. Uyuşukluk rahatsızlık verecek boyuta gelince mecburen koşudan yürüyüşe geçip bir süre yavaşlıyorum. Sonra tekrar koşuya geçene kadar üç beş dakika beklemem gerekiyor. Çok hızlı koşmadığım zaman uyuşmasız koşu mesafem de artıyor. Koşu ayakkabımı aldım alalı ayaklarım daha rahat. Uyuşma çok daha geç başlıyor ve daha tahammül edilebilir düzeyde kalıyor. Kullanmakta olduğum Nike aslında arazi koşusu için çok uygun olmayabilir ama antrenmanlar sırasında işimi gördü. Kapadokya’yı da çıkarır diye ümit ediyorum zira artık yeni ayakkabı alıp deneyecek zamanım kalmadı.
18 kilometrelik son uzun koşumu yaptığım gün yani 14 Ekim benim doğum günümdü. Ablam sağ olsun bana doğum günü hediyesi olarak North Face in bir ayakkabısını almış Kapadokya’da giymem için, bir de sırt çantası koşuda kullanırım diye. Hediyeleri akşam verdi çok mutlu oldum. Ayakkabı çok rahat ve sağlam. Görünüşü de çok hoşuma gitti. Google’da The North Face Ultra Fastpack III Goratex diye arayınca gerekli bilgilere ulaştım.

Çok başarılı bir arazi yürüyüş ayakkabısı ancak ne var ki koşuya uygun değil. Ablam ve mağazadaki çocuk sanırım ultra fast ibaresini görünce arazi maratonu koşusuna yakıştırmışlar bu ayakkabıyı. Oysa arazi maratonu için ayakkabılar daha farklı. Bana sorarsanız farkı söyleyemem ama bilenler öyle diyor. Gerçi bu ayakkabı ile koşsam da olurmuş gibi de geliyor. Sadece yeterince antrenman yapamayacağım için denemem söz konusu olamayacak. Okuduğum yazılarda üstüne basa basa tembih ediyorlar, asla daha önce denemediğiniz bir malzeme ile maraton koşmayın diyorlar. Bazen bir tişört bile beklenmedik derecede rahatsızlık verebiliyormuş, özellikle de uzun koşuların son kilometrelerinde. Ben 34 km lik Eymir koşum sırasında Nike ile bir tırnak düşürdüm zaten, o yüzden uzun koşulardaki yıpranma ne demek az çok anlamış durumdayım. Cumartesi günü de Kapadokya’yı yine Nike ayakkabımla koşacağım, başka yolu yok.
Gelelim bir diğer önemli ekipman olan çantaya. Çanta denince aslında su taşıma sistemini de konuya dahil etmek gerekiyor. O kadar çok alternatif var ve fiyatlar o kadar değişken ki insanın gerçekten kafası allak bullak oluyor. Yazılar okuyorum, tavsiyeler dinliyorum ve bana en uygun olanını seçmeye çalışıyorum. Dechatlondan iki tane bel çantası aldım, ikisi ile de rahat edemedim. En son bir yerden Jackwofskin’nin bir bel çantasını aldım onunla rahat koştum. Bel çantaları bence hem telefonu rahatça içine alabilmeli hem de arada lazım olacak atıştırmalık şekerleri rahatça taşıyabilmeli. Antrenmanlar sırasında araba anahtarını da koyabilmek önemliydi benim için. Bel çantası tüm bunlarla doluyken koşmak için sallantının minimum olması gerekiyor.
İlk denediğim çanta hacim olarak yeterliydi anca ergonomisi bana uymadı.

Kemer kısmı çok ince geldi ve koşarken oluşan hop hop sallanma durumuna alışamadım. Koşarken böyle bir durum normal değil zaten, toplamda bir kilometre bile koşamamışımdır bu çantayla. Hemen çıkarıp attım bir kenara ve ertesi gün diğer çantayı alıp onu denedim.
İkinci çanta nispeten belde daha stabil duruyor ve koşu sırasında rahatsız etmiyordu.
Ancak bunun da hacmi pek küçük geldi. Telefonum zorla içine sığabiliyordu ve telefonu yerleştirdikten sonra arada çıkarıp tekrar içine koymak için epey el becerisi ve zaman gerekiyordu. Bir süre antrenmanlarıma bu çanta ile devam ettim. Hatta artık kabullenmiştim daha iyisini bulamayacağıma, her çantanın benzer bir handikabı olacağını düşünüyordum. Dağcı arkadaşım Duygu daha önce Kapadokya maratonuna katılmıştı ve bana bir bel bir de sırt çantası ödünç verdi. Bel çantası o kadar geniş ve kullanışlı görünüyordu ki, onu taktıktan sonra ayrıca sırt çantasına gerek kalmayacaktı.
Uzun Eymir koşum sırasında bu büyük çok fonksiyonlu bel çantasını kullanmaya karar vermiştim.
İçini plastik su şişelerimle ve gerekli jel gibi atıştırmalıklarımla doldurup koşmaya başlar başlamaz bu işin olmayacağını anladım. Bel çantası çok rahat beli sarıyor, ergonomisi çok iyi ama koşarken sallanma olayı katlanılır gibi değil. Arabadan bir kaç yüz metre uzaklaşmıştım ki geri dönmek ve bel çantasını sırt çantası ile değiştirmek zorunda kaldım. Bu çanta dağcılık gibi aktivitelerde ve uzun yürüyüşlerde harika olabilir ama koşarken kullanışlı değilmiş maalesef. Yine küçük mor bel çantamı taktım ve sırtıma koca dağcı çantasını geçirdim. Aslında bu çanta büyük olmakla beraber ergonomisi çok iyi olduğu için yük hissettirmiyor pek.
Bele kalçaya oturuşu yükü eşit ve sağlıklı bir şekilde dağıtıyor ve uzun koşularda kullanılabilir. Hem batonları koymak içinde ideal bir çanta olacak gibi duruyor. Kumaşı ve tasarımı sayesinde sırtta terleme minimum seviyede gerçekleşiyor. Tek sorun suya veya başka bir şeye ihtiyacım olduğunda sırtımdan çıkarmak ve fermuarını açıp içinden bir şey almak için ciddi yavaşlamam hatta durmam gerekiyor. Bir de fermuarı bazen tutukluk yapabiliyor ve bu bana biraz daha zaman kaybettirebiliyor.
Sabah antrenmanlarımın çoğunu yine bir Dechatlon çantası olan Quechua marka mini sırt çantası ve yukarıdaki minik Kalenji bel çantası ile yaptım. Bu sırt çantası küçük ama çok kullanışlı. Her derde deva, inanılmaz dayanıklı ve en gerekli malzemeleri taşımak için ideal büyüklükte. Yeri geldi snowboard yaparken kullandım, yeri geldi plaja götürdüm, yeri geldi onunla koştum, yeri geldi seyahat çantam oldu, hatta yeri geldi mini laptopumu bile bu çantayla gezdirdim yanımda.
Üst üste çok sayıda antrenmanımı bu çanta ile yapınca artık neredeyse kesin gözüyle bakıyordum Kapadokya’da da bununla koşacağıma.Gerçi sırtımı inanılmaz terletiyor ve çok sağlıklı olmayabilir ama bana çok kullanışlı geliyordu. Okuduklarım, internette baktıklarım elbette bambaşka tavsiyeler veriyordu bana. Kapadokya maratonunun resmi sponsoru da olan Salomon’nun çok hafif, kullanışlı, bu iş için tasarlanmış yelek şeklinde giyilen çantaları var. Su deposu sırtında olduğu için koşu sırasında şişeye ulaşmaya çalışmakla zaman kaybetmeden, ritmi bozmadan yola devam etmek mümkün. Bu yelekli çantalardan baktım epey ama fiyatları çok yüksek geldi. Sonuçta 1000 TL nin üzerinde rakamları vermeden önce en azından tekrar maraton koşup koşmayacağımı bilmem gerekiyor. Eminim çok kalitelidir ve kullanışlıdır ama değer mi değmez mi bence fazlasıyla tartışılır. Bu su kabı sırtında, kendi içinde olan çantalar için bir dezavantaj olarak, su haznesinin yeniden doldurulmasındaki zorluktan bahsediliyordu. O yüzden çok ta heves etmedim, şimdi benim istasyonlarda elim ayağıma dolaşır, aceleyle dolduramam suyumu diye pek te yanaşmamıştım bu tip çantalara. Son haftalar antrenmanlarımı hep bu çanta ve kullanımından aşırı memnun kaldığım bel çantam Jackwolfskin ile yaptım.
Nasıl bir tasarımsa, hem hafif hem hacimli hem de koşarken sallanmıyor. Telefonum rahatça sığıyor ve diğer gözlerine şeker jel gibi acil durum atıştırmalıkları konabiliyor. neredeyse varlığını hissetmeden koşabiliyorum ki bence bu uzun koşularda çok önemli bir özellik. sırt çantasına ulaşmak her zaman çok kolay olmayabiliyor, durup ya da yavaşlayıp sırttan çıkarmak, fermuarını açıp kapatıp tekrar sırta takmak epeyce tökezletiyor. O yüzden insanın pek eli çantaya gitmiyor ki bence sık sık su içmek ve bir şeyler atıştırıp elektrolit dengesini korumak çok mühim. Bu sorunların bir kısmını aşmama yardımcı olan Jackwolfskin, benim işimi ve koşu sırasındaki hayatımı çok kolaylaştırdı.
Ablamın bana doğum günüm için almış olduğu ciciş sırt çantasını iade edip yerine kışın giymek üzere bir içlik aldım. Nasılsa birbirine benzeyen benzemeyen sürü sırt çantam vardı ve ben Kapadokya için küçük Quechua’da karar kılmıştım. Aynı gün alışveriş merkezinde karşıma su hazneli, ufak bir sırt çantası çıktı. Mckinley marka çantanın fiyatını görünce inanamadım ve yanlış görüyorum sanıp görevliye tekrar sordum. Gerçekten 90 TL olduğunu görünce aldım elime evirdim çevirdim. Hem hafif, hem sanki sırtı pek terletmez gibi, hem bel hem göğüs kayışı var, bir kaç gözlü falan derken kendimi kasada ödemeyi yaparken buldum.
Sonuçta böyle bir çanta için en az 800-900 TL vermek gerekir diye düşünüyordum. Dechatlon’daki yelekli çantalar bile 200 TL civarındaydı. İşte ben de böylece verilmiş bütün tavsiyeleri rafa kaldırıp, maratona 3 gün kala yeni bir çanta almış oldum. Uzunca bir koşu yapıp deneme şansım yok artık. Umarım sorun yaşatmaz bana ve bu son dakika tercihinden dolayı pişmanlık duymam. İstasyonlarda suyu hızlı doldurmanın da bir yolunu bulacağız artık. Herhalde bu konuda gönüllülere güvenip onların sakin ellerine bırakacağım kendimi. Zira en çok istasyonlarda şaşkına dönüp, ne yapacağımı şaşırıp vakit kaybetmekten korkuyorum. Tuvalete mi gireyim, suyumu mu doldurayım, yiyecek mi atıştırayım bilemeyip hepsini yapmaya çalışıp zaman kaybetmekten ya da tam tersi zaman kaybetmeyim diye hiç bir şey yapamadan pas geçmekten ve sonrasında helak olmaktan korkuyorum. Oysa sakin olmam lazım. Daha önce koştum 34 kilometre, yapabiliyorum. Evet yokuş faktörü olayı çok değiştirecek ama yine de elimden gelenin en iyisini yaptıktan sonra gerisi çok ta mühim değil. Zaman sınırını aşar da gereken zamanda yarışı bitiremezsem de dünyanın sonu değil, parkurun tadını çıkarmak lazım. Bunu kendi kendime defalarca söyledim ama ben bu yarışı zaman limitine takılmadan bitirmek istiyorum. Nedense bitiremeyeceğim diye de çok korkuyorum.
Orada daha önce defalarca uzun mesafe koşmuş, dünyanın her yerinden gelen zımba gibi atletler olacak. Ben muhtemelen patates çuvalı gibi debelenirken, yanımdan rüzgar gibi kayıp gidecekler. Sabah parkta yaptığım koşularda bana defalarca tur bindiren delikanlılardan ve genç kızlardan yüzlercesi olacak. Hatta yaşı benden epeyce büyük olup ta yanına bile yaklaşamayacağım koşucular da göreceğim. Onlarla yarışmıyorum, zaten yarışamam da. Ben sadece kendi içimde kendimle yarışacağım. Yapamazsın diyen bana karşı istersen yapabilirsin diyen ben kapışacak. Bırak boş ver deli misin diyen benle haydi devam bırakma diyen ben savaşacak. Bakalım neler olacak…. heyecan ve merak içerisindeyim…
Bilgee yeni malzemelerin hayırlı olsun. Yazı bu konulara yeni ilgi duyan biri için çok faydalı olmuş eline sağlık<3
BeğenLiked by 1 kişi
Senin de malzeme desteğin unutulmayacak 🙂 Teşekkürler
BeğenBeğen