Avusturya’da Kayak ve Snowboard – Bu sefer Mayrhofen

Aralık ayında son ana kadar memlekette kar yoktu pek ve bu durum hala sezonu açamadığım için beni endişelendiriyordu. Aylar öncesinde tenis takımımdaki kızlar tarafından yapılmış Mayrhofen programına da dahil olmamıştım ve kar bekleyerek kös kös oturmaktaydım. Kızlar biletleri almış, transfer ve oteli çoktan ayarlamıştı. Seyahatlerine yaklaşık bir hafta kala son detayları konuşmak üzere toplandıklarında ben de katıldım ve anında gaza gelerek daha masadayken biletimi aldım. Dokuz kişi olan gruba eklenerek onuncu ve sonuncu oldum. Böylece 10 tane hanımefendi 14-18 Aralık tarihlerinde Mayrhofen Avusturya’da kayak tatili planına son noktayı koymuş olduk. Bu sefer konuları çok uzatmadan daha derli toplu yazmak istiyorum.

Mayrhofen Ulaşım:

Ankara-Münih uçuş

Biletimizi Sunexpess’ten aldığımız için Ankara-Münih arasını aktarmasız olarak uçtuk. Bilet fiyatları önceden alınınca oldukça makul. Ben son dakikada aldığım için gidiş dönüş yaklaşık 2.200 tl ödedim. Aylar öncesinde uçak biletini alan arkadaşlar 1.500 tl civarı bir ödeme yapmışlardı oysa ki. Sunexpress’ten biletimi alırken kayak malzemesi de getireceğimi belirtip onun için de ayrıca ücret ödedim. Yurt dışına kaymaya giderken, Türk Hava Yolları kayak/snowboard malzemelerini ücretsiz taşıyor, o yüzden genellikle ilk tercihim THY oluyor. Ancak hem aktarmasız uçuş olması hem de ekipçe yapılan plana dahil olmak adına ben de sunexpressle uçuyorum. Sunexpress’in yurtdışı uçuşlarda 30 kg bagaj hakkı var. Bileti alırken extralar kısmında spor malzemelerine tıklayıp kayak malzemesini seçince tek yönde 133,5 TL toplamda gidiş dönüşte ise 267 TL ödeyerek ekipmanınızı taşıyabiliyorsunuz. Bu rakam oldukça makul ve mantıklı. Yeni bilmediğim bir snowboard kiralamaktansa kendi malzememle kaymayı tercih ederim. Mayrhofen’de snowboard kiralasam 3 günlük fiyatı 267 TL nin epey üzerinde olacak. Kayak malzemesini yanımda götürmek hem daha ekonomik, hem kendi adıma çok daha pratik. Havaalanlarında bu ağır yükü taşımaya hiç gocunmuyorum ben. Yurtiçi veya yurtdışı THY veya diğer hava yolları pek fark etmiyor, hepsinde normal bagaj sırasında valizler verilirken kayak ekipmanları için de etiket alınıyor. Sonrasında kayak malzemeleri büyük bagaj kısmından uçağa teslim alınıyor. Genel anlamda sorunsuz bir süreç ve bu yüzden ben snowboardumu yanımda götürmeyi tercih ediyorum. Hatta bu sefer yeni tekerlekli çantamın içine iki snowboardumu da koydum. Hem yeni aldığım Jones Solution splitboardumu (Ayrık Tahta) hem de emektar Rosignol’ümü götürdüm.

Mayrhofen ekibi uçuşa hazır

Münih-Mayrhofen transfer

Bu konuda asında hiç araştırma bile yapmadan kendimi takım arkadaşlarımın güvenli kollarına bıraktım diyebilirim. Ekibimizdeki seyahat organizasyonumuzu yapan Nur sağ olsun hem oteli hem de transferi ayarlamıştı. Ben sonradan dahil olduğum için sadece bana verilen siteye girip kendi adıma rezervasyon yapıp ödemeyi tamamladım. Açıkçası internet üzerinden rezervasyonu yapıp ödemeyi gerçekleştirmek oldukça kolay oldu. www.airport-transfer.com adresine gidince Four Seasons Travel sayfası çıkıyor. www.tirol-taxi.at adresinden de girilebilir sanıyorum. Toplamda gidiş dönüş için 104 Euro ödedim ki Avrupa standartlarında oldukça uygun bir fiyat. Elbette kur yüksekliği dolayısı işle bizim için neredeyse yurt içi uçak parası ancak maalesef Avrupa da bırakın özel transferi, tren biletleri bile bazen bu rakamlarda olabiliyor. Havaalanından otelin kapısına kadar götürdüğü ve yine otel kapısından aldığı için, bu transfer epey konforlu oldu.

Münih Mayrhofen arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Üç dört kişilik bir seyahat için araba kiralamak ta oldukça rahat ve ekonomik bir seçenek olabilir. Zira Mayrhofen kasaba olarak alçakta kaldığı için dağ yolu gibi dar, virajlı, riskli bölgelerden geçmek gerekmiyor, ana yollar üzerinden Mayrhofen’e ulaşılabiliyor.

Mayrhofen Konaklama

Yine hazıra konmuş olduğum için kaldığımız otel dışındaki konaklama seçenekleri hakkında pek bilgi sahibi değilim. İnsan araştırmayı bizzat kendisi yapınca konuya daha çok hakim oluyor ama açıkçası böyle hazıra konmak, güvendiğin birine uyum sağlamak çok daha keyifliymiş. Biz St.George Otelde kaldık. Tavsiye eder miyim, kesinlikle tavsiye ederim.

St.George Hotel Mayrhofen Avusturya

Konum olarak fena değil, ana gondola 10 dakika yürüme mesafesinde ama otelin biraz ötesinden ücretsiz otobüsle de gondola ulaşmak mümkün. Snowboardumu kayağımı taşıyarak yürüyemem derseniz otobüs kullanabilirsiniz ya da bizim kızların yaptığı gibi gondolun kalktığı noktadan dolap kiralayabilirsiniz. Snowboard yaptığım için benim ayakkabılarım rahat, şehir içinde değil 10 dakika 110 dakika bile yürüsem sıkıntı olmaz. Kayakçılar için durum daha farklı, kayak ayakkabıları ile caddelerde yürünmüyor, o yüzden dolap kiralamak oldukça mantıklı bir seçenek. Kayak malzemelerini liftlerin hemen yanındaki dolaplara kilitleyip sabah orada giyinip hazırlanmak kayakçılar için oldukça pratik oldu. Ben otelin kayak odasına bırakıyordum malzemelerimi. Hem otelin kayak odasında botları astığımız ısıtmalı demirler olduğu için sabahları botlarımı giymek ekstra keyifli oluyordu.

Oteli www.booking.com üzerinden yaptık ancak https://www.hotelstgeorg.at/ adresinden direk otelin web sayfasına da ulaşılabilir. Otelin standart odalarını erkenden alan arkadaşlar 4 gece için adam başı 250 Euro civarında ödediler. Ben geç kaldığım için bir üst sınıf odaya yaklaşık 300 Euro ödedim.  Bu fark hem oda sınıfının farklı olması hem de geç kalmış olmamdan dolayı gerçekleşti. Booking.com a vakitlice bakıldığında oldukça uygun fiyata otel bulunabiliyor. Avusturya bu konuda Fransa ve İsviçre’ye göre daha uygun fırsatlar sunuyor ve Avusturya Alplerinin de epey doyurucu olduğunu söyleyebilirim. Otel için verdiğim bu rakamlar sabah kahvaltı ve akşam yemeği dahil odada kişi başı fiyatlar. Bizler ikişer kişilik odalarda kaldık.

Otel kasaba merkezinde sayılır ve konum olarak her yere gayet yakın. Restoranlar, mağazalar, barlar hep yürüme mesafesinde. Odalar geniş ve konforlu. Çok tatlı döşemişler ve oldukça temizdi. En çok odalardaki renkli taşlardan örülmüş kuzineler ilgimizi çekti. Gerçi yanmıyordu ama yansa daha da keyifli olabilirdi. Bizim odanın manzarası dağa bakıyordu ve ilk gün odaya girer girmez balkona çıkınca yamaç paraşütleri ile karşılaşmak hoş bir sürpriz oldu. Aylar sonra yeniden dağda olmak yeterince güzeldi ve kelebekler gibi süzülen onlarca yamaç paraşütünü izlemek mutluluğumu katladı. Dağların karlı dik yamaçlarından kendimi bıraktığımı hayal ettim ve ürperdim.

Otelimizin küçük bir yüzme havuzu vardı ama ben kullanmadım, sanırım bizim ekipten kullanan bir başkası da olmadı. Sezonu yeni açan kayakçı ve snowboardçular için önemli olan zorladığımız kaslarımızı yumuşatacağımız bir sauna olmasıydı ve bu ihtiyacımızı da fazlasıyla karşılayacak tesis mevcuttu otelde. Bolca havlu, peştamal vardı ve sauna yeterince genişti. Ayrıca buhar odası da vardı. Zaten bir kayak otelinde başka da beklenti olmuyor. Odalar temiz konforlu olsun, sauna bulunsun ve tabii yemekler de en azından idare etsin. Avrupa damak tadı biraz farklı olduğundan yemek konusunda beklentim pek yüksek değildi ancak St.George otelin yemekleri efsane çıktı. Kahvaltısı zengin ve lezzetliydi ancak çok özel olduğunu söyleyemem. Akşam yemekleri ise her gün birbirinden iyiydi. Açık büfe salata bardan aldığımız tabaklarla yemeğe başlıyorduk ve arkasından çorba servis ediliyordu. Değişik ve çok lezzetli çorbaların ardından ara sıcak, sonrasında da ana yemek ve son olarak ta tatlı geliyordu. Her sabah akşam iki üç ana yemek alternatifi arasından seçimimizi yapıp restorana bildiriyorduk. Genelde menüde sebze, beyaz et ve kırmızı et alternatifleri sunuluyordu. Geyik etinden levreğe farklı lezzetler tattık. Her bir menü, her bir ara sıcak özenle hazırlanıyordu ve sunumları da bir harikaydı. Akşam yemeğini otelde aldığımız çok iyi olmuş. Kayak sonrası duş alıp giyindikten sonra yemek için dışarıya çıkmaya insan üşeniyor. Bir de üstüne üstlük 10 kişiyiz. Bırakın nerede yiyeceğimiz konusunda ortak karar kalmayı, bir restorana girip 10 kişilik masa bulmak bile mesele, önceden rezervasyon yapmakla uğraşmak falan da istemiyoruz doğal olarak. Zaten üç beş günlüğüne gelmişiz, yemek yiyeceğiz diye yıpranmaya lüzum yok. Bu karardan dolayı da oymak başımızı (Organizasyonun tüm sorumluluğunu alan Nur arkadaşımız) tekrar tekrar tebrik ediyoruz.

Mayrhofen Pistler:

Pist haritasında görülebileceği gibi çok sayıda pist alternatifi var Mayrhofen’de. İlk seferde istenilen yere gidebilmek için epeyce kafa patlatıp plan yapmak gerekiyor harita üzerinde. Önce ne taraf iniyor ne taraf çıkıyor kestiremiyor insan, hangi lifte nereden ulaşılır kafalar karışıyor. Ancak haritalar dikkatli incelenirse cevaplar da çok sıkıntı çekmeden bulunuyor. Biraz bu harita sistemine aşina olmak gerekiyor. Zira bizim ülkemizde kayak merkezlerinde pek fazla seçenek olmadığı için bu kadar detaylı harita incelemesi yapmaya alışık değiliz. Mantığını kaptıktan sonra işler kolaylaşıyor.

Mayhofen’de pistler genelde geniş ve bakımlı. Ancak kırmızı pistlerin bir kısmında bizdeki siyah pist kıvamında dik bölgeler olduğunu söylemekte fayda var. İlk gün kaydığım pistlerde yer yer buz vardı ve ben o boardun buzda çıkardığı sesi duyar duymaz kilitleniyorum. Zaten sezonun ilk açılışı, kendimi yeniden başa dönmüş buldum, çok canım sıkıldı. Buza denk geleceğim kaygısı ile sürekli bir fren durumu, dengesiz hareketler, aşırı yavaş inişler moralimi çok bozdu. Oysa geçen sezon sonunda artık o gerginliğimi ve acemiliğimi attım, boardun üzerinde rahat olmaya başladım zannediyordum. Sezona bu şekilde başlayınca epeyce sövdüm kendime. Daha ne kadar kaymam gerek, neden hala böyle yeni başlamış gibi bir tutukluk var üzerimde, niye beceremiyorum bu işi… İlk gün eski snowboardum ile kaydım, ikinci ve üçüncü günlerde yeni boardumla. İlk gün sezonun açılışı dolayısı ile mi bu kadar tutuktum bilmiyorum ama yeni boarda geçince sanki biraz daha rahatladım. Bu benim yeni bebeğim Jones Solution ile ilk kayışımdı. Çabucak alıştığımı söyleyebilirim. Özellikle yeni board olması dolayısı ile altı jilet gibi, kar üzerinde hiç tutukluk yapmıyor, yağ gibi akıyor. Şimdi gelelim harita üzerinden anlatmaya. Haritaya https://www.bergfex.com/mayrhofen/panorama/ adresinden ulaşılabilir.

Mayrhofen kasaba merkezinden ana gondolla Penkenbahn ile ilk istasyona çıkılıyor. Yani kasaba ile pistler birbirinden epey ayrı. Öyle kayarak otele gelme durumu falan söz konusu değil. 20-30 kişilik koca gondol ile sıra beklemeden yukarı çıkıyoruz. Çıktığımız noktada bir kaç şirin kafe restoran var ve kaymak için tekrar yukarı doğru yol almak gerekiyor. Bu noktada haritadan nereye gideceğimizi seçip ona göre konum almak önemli. İlk gün Kombibahn ile bir etap daha yukarı çıkıp 27 numaralı kırmızı pistten inerek başlıyoruz. Sonra tekrar aynı liftle yukarı çıkıyoruz ve haritanın sağındaki bölgeye gitmeye karar veriyoruz. Bunun için kızlar mavi pisti takip ediyor ben de çok düzlük vardır, yürümek zorunda kamayayım diye 31 numaralı kırmızı pisti tercih ediyorum. Bazı bölümler can sıkıcı derece buzlu ve benim tüm koordinasyon bu buz yüzünden en baştan bozuluyor. Bu bozukluğun bir kısmı muhtemelen psikolojik, kalan kısmı da yeteneksizlik. Neyse 31 numaralı kırmızı pistten yavaş olsa da sorunsuz bir şekilde iniyorum ve kızların beni beklediğini bildiğim Scnekaar liftini bulmaya çalışıyorum. İnişte hemen görünmüyor, biraz arkada, aşağıda kalıyor. Neyse, Scnekaar ile yukarı çıkıp 10 numaradan iniyoruz. Bu pisti seviyorum, hem uzun hem de kar durumu daha iyi gibi. bir kere kaydıktan sonra haritanın soluna, Ratkogel tarafına doğru geçmeye çalışıyoruz. Kırmızı mavi bir takım kombinasyonlar sonrası en son 66 dan kaydığımızı hatırlıyorum. Rehberliğimizi buraya daha önce gelmiş olan Nur yaptığı için kafamı da çok yormuyorum aslında. 66 numara beni çok yıpratıyor, yer yer fena buzlu zemin ve tahminimden çok daha dik eğimler beni zorluyor. Kayan dört beş kişiyiz ve hepsi iyi kayakçı. Snowboard yapan bir tek ben varım. Kızlar gayet rahat inerken ben arkadan yavaş yavaş takip etmeye çalışıyorum. Fren yapma ve yavaşlama kaygısı ile basıyorum topuğa, baldırlarım sızlama başlıyor. Doğal olarak çok daha hızlı yoruluyorum, kas gücümü tüketiyorum. Kas gücü azalınca kontrol de iyice azalıyor. Kontrol azalınca daha çok basmam gerekiyor ve böyle tatsız bir kısır döngüye giriyorum. En nefret ettiğim kayma şekli ile kendimi indiriyorum. İlk günü kazasız belasız tamamlıyoruz.

İkinci gün seviyesi biraz daha zayıf bir arkadaşla ikimiz takılıyor, daha çok mavi, birazcık ta kırmızı pistlerde geziniyoruz. Kırmızı 27, Mavi 28, 29 Kırmızı 10 gibi pistlerde dolanıyoruz. İkinci gün yeni boardumla kayıyorum ve kendimi daha rahat hissediyorum. Yine de tam istediğim performansı gösterebildiğim söylenemez. Hala geçen sezonun sonundaki halime dönebilmiş değilim. Bir önceki güne göre buz daha az sanki pistlerde, hava yumuşamış gibi, bu durum da tabii bana biraz yardımcı oluyor.

Üçüncü gün yalnızım ve istediğim pistte istediğim kadar, istediğim hızda kayıyorum. 10 numaraya bayılıyorum ve sürekli aynı pistten inip çıkıyorum. Oldukça uzun bir pist ve bir kaç etaptan oluşuyor. Başlangıçta çok dik ama kısa, sonrasında tatlı eğimlerle kıvrıla kıvrıla iniyor. Arada eğim sertleşiyor ama çok uzatmadan, yıpratmadan normale dönüyor. Kulaklığımı takıp sevdiğim müzikleri açıp kaymaya başlıyorum. Keyfime diyecek yok, sonunda ritmimi buluyorum ve gerçekten dağda olmanın tadını çıkarmaya başlıyorum. İlk iki günün işkencesi yerini beni sarıp sarmalayan bir keyfe bırakıyor. Pistlerin ve karın durumu gayet iyi, buzlanma yok. Ben de bunun verdiği güvenle rahatlıyorum ve dönüşlerimi istediğim gibi seri halde yapmaya başlıyorum. Hızımı artırıyor frenimi azaltıyorum. 10 numara bir süre kaydıktan sonra mavi 11 ile birleşiyor ve sona doğru yine iki pist ayrılıyor. Sonlara doğru yine 10 numaradan kayarken pistlerin birleştiği noktada zorlamayayım mavi 11 den devam edeyim, kolayca bitirip ara vereyim dinleneyim diyorum. Maalesef 11 deki düzlükler hızımı kesiyor ve ne kadar zıplasam da ivmemi tekrar kazanamıyorum. Snowboardu tak sök, yürü, kızakla, takrar otur bağla, tekrar çöz derken epeyce ter döküyorum. 11 e bir daha girmeme noktasında oldukça kararlıyım, ama nasıl oluyorsa bir sonraki kayışımda iki pistin birleşme noktasında 10 numarayı takip edecekken kaçırıp 11 e dalıyorum yine. Fazla ilerlemeden fark ediyorum neyse ki ama yukarı doğru yürüyecek halim yok, e 11 den devam da etmek istemiyorum. Solumda 12 numaralı siyah pisti görüyorum. Pek te öyle ürkütücü değil, gayet kayılabilir görünüyor gözüme. 11 de sürünmek yerine daha kısa olacağını tahmin ettiğim 12 den biraz zorlanarak inerim en kötü diye hesaplıyorum. Bir süre inince bu tarafın hiç te daha kısa olmadığını anlıyorum. Bir noktadan sonra eğim fazlasıyla dikleşiyor ve topuk freni ile de idare edememeye başlıyorum. Dinlenmek için oturayım diyorum ama oturunca duramayacağım kadar dik, popomun üstünde sürüklenmeye başlıyorum. Arada durur gibi olup dinleniyorum ayağa kalkıp devam ediyorum sonra tekrar popo üstü devam ediyorum. Aslında iyi kayakçılar için çok zevkli bir pist ama benim seviyemi aşıyor. Belki bu sezon sonuna doğru buralardan inebilirim ama henüz değil. Kendi kendime gülerek biraz da söverek bitiriyorum sonunda. O kadar tatlı geliyor ki, saatin ilerlemiş kaslarımın yorulmuş olmasına rağmen son bir kez daha 10 numaradan kaymaya niyetleniyorum. Son sefer sadece 10 numarayı takip ediyor, maceraya girmiyorum. Pistler bomboş sadece ben kalmışım. Arkadan bir adam geliyor kayarak beni geçip ileride beklemeye geçiyor. Benim geldiğimi görünce devam ediyor. Anlıyorum ki pistlerde sadece ben kaldığım için beni kollayarak yapıyor inişini. Kendimi daha da bir güvende hissediyorum. Kapanışı kendi adıma nefis bir şekilde yaparak dönüş yoluna geçiyorum.

Mayrhofen eğlence ve yemek

Ağırlıklı olarak kaydığım ve akşam yemeklerini otelde aldığımız için kasabayı pek delik deşik edemedim. İlk gün kayak sonrası apreski olayı için gondol çıkışında hemen karşımıza çıkan Ice bar a dalıyoruz.

Icebar Mayrhofen Avusturya

Burası kayak sonrası oldukça popüler bir nokta. Herkes kayak kıyafetiyle gelmiş ve günün yorgunluğunu çıkarıp neşelenmek için biraları tokuşturuyor. Biz de birer bira söyleyip kalabalığın bir parçası oluyoruz. Müzikler karışık ama daha çok Almanca lokal dans ezgileri çalıyor. Avusturyalılar hep bir ağızdan şarkılara eşlik ediyor bizse kafalarımızı sallamakla yetiniyoruz. Kalabalık çok eğleniyor, erkek ağırlıklı bir topluluğun içerisindeyiz. Fazla da matah bir kalabalık olmadığına karar verip ayrılıyoruz. İkinci gün apreski olayına bu sefer pankebahn’ın yukarısında dönüş yoluna geçmeden hemen önce giriyoruz. Mantar şeklinde çadır gibi bir bina içinde yoğun kalabalık yine yarı lokal yarı İngilizce şarkılarla eğleniyor. Bunun gibi bir iki yer daha var ama en kalabalık nokta burası. İkinci gün sonu eğlencemize burada başlıyor ama yine fazla uzatmayıp bir bira sonrası kesip aşağı iniyoruz. Üçüncü gün ben kaymaktan pek apreski olayına girecek vakit bulamıyorum, anca otele dönüp duşumu alıp akşam yemeğine yetişebiliyorum. Yine de genel olarak söyleyebilirim ki apreski den hoşlananlar için kayak sonrası keyif birası ve eğlencesi benim için önemli diyenler için Mayrhofen’de epeyce alternatif var. Bana sorarsanız Serfaus ve Fiss te apreski daha eğlenceliydi ama burası da fena değil. Bu arada yeri gelmişken belirtmek gerek ki Mayrhofen de maalesef gece kayağı yok. Buranın dezavantajı ne deseler sayacağım tek eksik bu olurdu.

Yemek alternatifleri oldukça çeşitli, restoran bulmakta zorlanmak söz konusu değil. İtalyan restoran da var, lokal restoranlar da. Biz yoldan geldiğimiz gün lokal bir restoranda yemiştik ve oldukça keyif almıştık seçimlerimizden. Zaten dağda kayarken çeşitli noktalarda yemek için alternatif kafeler var. Dağda garsonların servis ettiği restoranlar da var, kendin seçip sıraya girerek ödeme yaptığın restoranlar da. Her ikisinde de keyifli bir şekilde beslenmek mümkün. İster ağır, ister hafif seçimler yapabiliyorsunuz. Ben kaşarlı tost gibi hafif geçiştirmeleri seviyorum kayarken, çok yediğim zaman gelişen şişkinlik duygusu ile kaymaktan hoşlanmıyorum, ayrıca yediklerini hazmetmeye uğraşan mide, kayarken hiç te yardımcı olmuyor.

Mayrhofen Alışveriş

Kasabada restoran ve barlar dışında bol bol mağaza var gezmelik. Çoğunda kayak kıyafet ve ekipmanı satılıyor. Daha önce gördüğüm ve görmediğim markalarda geniş bir yelpazeye sahip buradaki dükkanlar. Ürünlerin çoğu kaliteli ve fiyatları da aynı oranda yüksek. Ancak her yerde kayak malzemeleri pahalı ve Euro bizim paramıza göre maalesef çok daha değerli olduğu için Mayrhofen’nin ortalama bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Özetle fiyatlar fahiş değil, Avrupa ortalamasında diyebiliriz. Dikkatimi çeken genellikle malzemelerin kayak ağırlıklı olması, snowboard ekipmanının ortalarda oldukça az görünmesiydi. Zaten dağda da snowboard yapan çok az kişi ile karşılaştım, hemen herkes kayak yapıyordu. Bizdeki gibi de değil, herkes mi çok iyi kayar, evet herkes çok iyi kayıyordu. Sanki memlekette acemi yok, her inen fış fış sağa sola slalomla salınıyor. Üç beş tane kar sapanı yapan görsem kendimi daha rahat hissedeceğim ama yok, herkes ciddi ciddi kayıyor. Açıkçası benim kaymaktan çok vaktim olmadığı ve vaktim olduğunda da kendimi yorgun hissettiğim için alışveriş yapmadım. Giy çıkar denemeye üşendim, o yüzden sadece bakmakla yetindim.

Mayrhofen’i kısaca anlatmaya çalışacaktım ama yine de uzun bir yazı oldu sanırım. Çok uzadı evet ama dönüş yolundaki maceramızı anlatmadan geçemeyeceğim. Otelden sabahın 6’sında ayrıldığımız için kahvaltı yapamadık. Neyse ki otelimiz bir gece önceden bizim için sandviç hazırlamıştı ve bizi aç yolcu etmediler. Sorunsuz şekilde hatta biraz erkence Münih hava alanına transferimizle ulaştık. Check in lerimizi  yaptık, bagajlarımızı verdik ve uçağımızı beklemeye başladık. Bu arada aklımız Münih havaalanındaki EDEKA markette kalmıştı, çünkü orası epeyce ucuz ve bol çeşidin olduğu bir süper marketti. Pasaport kuyruğundan geçip, biraz duty free dolaşıp uçağımızı beklemeye başladık. Beklediğimiz uçak geldi ancak kapısında arızası olduğu anonsu geçildi ve gecikme verildi. Ne oldu, ne olacak derken bir anons daha geldi, sadece cenazesi olanlar ve çok acil durumu bulunanlar uçağa alınacak, diğerleri bir sonraki uçuşa aktarılacaktı. Havacılık yasalarına göre kapılardan biri arızalanınca, uçağın tam yolcu ile dolduramıyorlarmış. Herhangi bir tahliye durumunda kullanılmak üzere gerekli sayıda kapının olup olmaması önemliymiş ve o yüzden kapısı bozulunca sadece az sayıda yolcu ile uçması mümkünmüş. Doğal olarak bizler beklemeye alınıyoruz. Yaklaşık 6 saat sürecek bekleme için sunexpress bize 400 euro tazminat vermek zorunda kalıyor. Dönüşte hepimiz şikayetimizi yapıyor ve 400 euro tazminatımızı talep ediyoruz. Geçen sene de Serfaus dönüşü yine Münih’te aynı şey THY ile başıma gelmişti ve 400 Euro tazminatımı almıştım. Bu sefer de tatilin büyük bir kısmını bu şekilde bedavaya getirmiş oluyoruz ve bu bekleme eziyetini oldukça hafifleten bir durum oluşturuyor. Münih havaalanının hemen dışında kurulmuş Christmas Market denen yılbaşı pazarına uğruyoruz ve sıcak şaraplarımızı yudumlayarak stantları geziyor, buz pateni yapanları izliyoruz ve elbette Edeka markete gidip bolca alışveriş yapma şansı buluyoruz.

Gecikmeli olsa da sorunsuz bir seyahat ile Mayrhofen’den memlekete dönmüş ve  bu senenin kayak/snowboard sezonunu açmış oluyoruz. Türkiye’ye kar ancak yılın sonuna doğru düşüyor ve ben iyi ki Mayrhofen’e gitmişim diyorum.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın