Erciyes’te Splitboard (Ayrık tahta)

Erciyes’te Splitboard (Ayrık tahta)

Geç başlayan bir sezonu sanırım bu sefer bitirdik. Harika yepyeni maceralarla bir dolu bir sezon geçirdim. Keşke bitmese, hep devam etse ama işte hayatın gerçekleri bambaşka. Artık bahar geldi, önümüz yaz. Ümit edemiyorum sadece hayal kurabilirim artık. Bir daha ne zaman kayabilirim hiçbir fikrim yok. Ne kadar bekleyeceğim, yoksa vaz mı geçeceğim…Yine de içimde bir his, önüne geçemezsin diyor. Bir daha yağdığında kar, kendini yine tutamazsın. Yine bırakırsın kendini beyaz karlı eteklerine dağların…Erciyes’in…

Bu sene splitboard adına tecrübe edinmeye başladım sonunda. Kaçkarlar ve Uludağ’da ufak ufak başladım ama yine bu sezona Erciyes damgasını vurdu. Nisan ortasında gelen sürpriz kar, beni benden aldı. En beklenmedik zamanda en acayip deneyimleri yaşamıyor muyuz zaten?  İki sene önce de böyle sürpriz bir kar yağmıştı Nisan sonunda ve ben bir anda atlayıp gitmiştim. Bu sefer de öyle oldu, plansız, programsız, gündemsiz çıktım yola…

Erciyes…Yakınlaştıkça uzaklaşan dağ diyorlar ona. Uzaklaştıkça da yakınlaşan…Uzağındayken hep aklımda, hep kalbimde çok yakınmış gibi, atlayıp gidecekmişim gibi. Yanına gidince bana huzur veren, kucaklayıp sarmalayan, kocaman, şakası olmayan bir dağ. Bununla birlikte ne kadar yaklaşırsam yaklaşayım zirve hep uzağımda kaldı. Ottomana çıktım yakın gibi göründü ama hala çok uzaktaydı. Son gidişimde epeyce yaklaştığımı hissettim tırmanırken ama nefesim yetmeyecekti belli ki. Adımlarımla ulaşabileceğimden çok uzağımdaydı hala. Sanırım benim için hep biraz ulaşılmaz kalacak. Sırtlarına tırmansam, eteklerinde kaysam, adım adım patikalarını keşfetsem de onu fethedemeyeceğimin farkındayım. Daha önce başkaları tırmanmış ona, olmayacak iş değil tabii. Belki bir gün olur, neden olmasın diye ümidimi koruyorum ama o zirveye tırmanmanın bedelini ödemeye hazır mıyım onu çok da kestiremiyorum. Geçtiğimiz ay adım adım tırmanırken 3100 hatta belki 3200 metreye ulaşmışımdır. Gücüm yetseydi, biraz daha zorlasaydım 3500 metreye gelirdim belki ama 4000 için farklı bir hazırlık gerekiyor hem mental hem de fiziksel olarak.

Splitboard ya da tur kayağı yapmak çok uzun bir mesafeyi adım adım tırmanmak ve sonrasında toz kar bulmayı ümit etmekle geçen bir süreç. Maalesef o yorucu ve eforlu tırmanış sonrasında kimse size hayal gibi vadiler, yumuşacık pufidik bir kar, açık bir manzara ve muhteşem bir keyif vadetmiyor. Çıktığınız noktada buz, taş, sis, rüzgar ve yorgunluk bekliyor da olabilir. Bu risklere rağmen yolculuğu yapmayı tercih ediyorsunuz işte. Çünkü sadece cennet gibi bir iniş değil önemli olan. O çıkış da aynı ölçüde değerli aslında. Sonuçta emek vermek değil mi hayatta bir şeyi değerli kılan? Harcadığınız çaba sonunda ulaşacağınız hedeften daha doyurucu ve anlamlı olabiliyor bazen. İlk defa kendi adımlarımla bu kadar uzun bir tırmanış yapıp, harika toz kar yakalayıp, muhteşem bir iniş yaptım. O kadar güzeldi ki, hala bir rüya mı gördüm acaba diyorum kendi kendime. İlk başta korktum biraz, sonuçta ilk defa bu kadar dik bir yerden bol kara iniş yapacaktım. Sonra karın yumuşaklığını fark edip tadını alınca korkularımı unutuverdim.  Hayatımın belki de en uzun ve en güzel toz karlı parkurunu kayarken düşüncelerim beni bıraktı. Ne geçmiş ne gelecek hiçbir şeyi düşünmez oldum. Sanki dağ ile bütünleşmiştim, o bana kollarını açmıştı ve ben de onu sarıp sarmalıyordum işte. Parkur ne kadar uzun olsa da kayması ne kadar uzun sürse de bol karda kaymak hiçbir zaman yetmiyor insana. Hep fazlasını istiyorsun, hep bir sonrakinin hayalini kuruyorsun. Yine biliyorsun ki eğer tekrar kayacaksan, yine tırmanmalısın sana yıllar gibi gelen saatler boyunca. Sabretmeyi bilmelisin, üşenmemelisin, yorulmamalısın. Gün sonunda dönüp kendine bakıyorsun, eh ben de insanım, elimden bu kadarı geliyor demek zorunda kalıyorsun. Her şey bitip aşağıya indiğinde pırıl pırıl olmuş için, sanki dünyalar senin. Mutlusun anlamsız bir şekilde ve bunu kimselere anlatamıyorsun. Sonra yavaş yavaş bir hüzün belirmeye başlıyor. Niye bitti ki diyorsun. Bir taraftan da biliyorsun, bitmek zorundaydı, başka ne olacaktı ki? Kendine sözler vermeye başlıyorsun, bir daha ki sefere daha hazırlıklı olacağım diye ama neyin hazırlığını yapacaksın? Kondisyonunu mu artıracaksın artık, daha korkusuz olmayı mı becereceksin ne yapacaksın? Daha yüksekten, daha bol kardan, daha iyi havada, daha iyi şartlarda kaymanın hayalini kuruyorsun da hayat sana ne getirecek bilemiyorsun. Belki bir daha şansın olmayacak…Olsa da hava belki daha kötü olacak. Rüzgar daha sert, zemin daha buzlu olacak…O zaman ne yapacaksın? İşte o yüzden hazırlık şart. Yaklaştıkça uzaklaşan dağ, Erciyes, zirvesine çıkmana izin verecek mi?

4000 metre hala çok uzak, ürkütücü, tehlikeli. Yükseldikçe yükseliyor karın kalitesi, hayal gibi toz kar var yukarılarda ama oraya ulaşmak için çok uzun yol gitmek gerek, hem de büyük efor sarf ederek. Alın teri dökerek, saatlerce adım adım tırmandığın o koca dağdan kayıp aşağı inmesi dakikalar sürüyor. Yine de onca emek boşa gitmiş gibi hissetmiyorsun. Değerdi diyorsun, yine tırmanır, çıkar yine kayarım diye hayal kurmaya devam ediyorsun. Üşenmiyorsun, bedelini ödemeye hazırsın. Peki ya zirvenin bedelini ödemeye hazır mısın? Daha yukarısını denemek için yeterli gücün var mı?

Tırmanmayı becerip kaydığım parkur harikaydı. Peki bundan daha ötesine kendimi taşıyabilir miyim sorusunu kafamda evirip çeviriyorum. Biliyorum ki sonrası biraz daha zorlu bir süreç. Yükseldikçe rüzgar sertleşmeye başlıyor, yokuşlar dikleşiyor. Her türlü güvenlik tedbiri daha da önemli hale geliyor. Atılan her adımı çok daha iyi tartmak gerekiyor. Bir de aniden bastıran sis var Erciyes’te. Öyle bir an geliyor ki sisin içinde kayboluyorsun. Önünün arkan sağın solun birbirine karışıyor. Tam ileriye gittim derken bir bakmışsın tam aksi yöne atmışsın adımını. Kör olmuşsun ve el yordamıyla yönünü arıyorsun, bulamıyorsun. Ne yapacağını şaşırıp öylece kalakalıyorsun. Hatta miden bulanmaya, yer ayaklarının altından kayıp gitmeye başlıyor.  Tedirginlik başlıyor, ya düşersem, ya yanımdakileri düşürürsem, ya şu taşa kafamı çarpıp incinirsem, ya şu dönüşü beceremeyip tökezlersem, ya saplanıp kaldığım noktadan çıkmayı beceremezsem, ya kayıp kendimi toparlayamazsam….Kramponlarımın da yetmeyeceği bir noktaya gelirsem…Tüm riskleri değerlendirince pes edip geri dönmek zorunda kalır mıyım? Geri dönmek zorunda kalacaksam hiç zorlamasam daha mı iyi acaba zirveyi? Sonuçta en güvenli rotayı tespit etmek lazım. Çığ riskine karşı sırt korunaklı gibi görünüyor ama orada da rüzgar çok şiddetli. Her an sağa sola yuvarlanma riski var. Yükseldikçe adımlar da yavaşlıyor, nefes te azalıyor. Nefesim ne kadar güçlü ki hem? Sigarayı da bırakamadım zaten.  Neyse, şimdi bunları düşünmenin zamanı değil. Önümüzdeki kışa kadar hayatta kalmaya bakalım. Şu Corona kapanmalarından nasıl akıl sağlığımızı koruyarak çıkacağız ona odaklanmak lazım önce.

Erciyes’e son gidişimde güneş koruyucu sürmeyi unutmuşum. Sonucu felaket oldu tabii, kaskımın ve kar gözlüğümün koruduğu yerler hariç yüzüm fena halde yandı. Öyle kızarma falan da değil, bildiğiniz at hırsızına döndüm. Sakal gibi kapkara bir hat oluştu yüzümde. Nasıl bırakmışsam kendimi… Aldırmamışım hiç o anda, farkına varamamışım Erciyes’in karının ve yansıyan güneşin bana neler yapabileceğine. Yüzümde kara bir leke döndüm işte ama dedim ya içim ışıl ışıl. Tam da işler güçler üst üste gelmiş insan içine çıkmam gereken bir zaman. Neyse ki maskeler var artık hayatımızda. Sadece ben değil, herkes takıyor o maskeden. Nasıl bakacağım milletin yüzüne derken maskeler imdadıma yetişiyor. Takıyorum maskemi, saklıyorum yüzümün karasını. Sonra eczacı arkadaşımın ilaçları ile toparlar gibi oluyorum bir hafta sonra. Ama artık bir ton koyulaştım, eskisi gibi değilim.

İşte öyle. Sonuçta Nisan’da Erciyes benim için inanılmaz bir deneyim oldu. O hala yerli yerinde duruyor, karlar zirvesinde, eteklerine bahar gelmiş. Yaz gelecek ve sonra sonbahar, o hala aynı yerinde duruyor olacak. Geçen Nisan eteklerinde bir Bilge kaymış kaymamış çok da fark etmeyecek.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Kar tutkusu, snowboard, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Erciyes’te Splitboard (Ayrık tahta)

  1. Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı Anonim dedi ki:

    süperrr

    Beğen

  2. Volkan adlı kullanıcının avatarı Volkan dedi ki:

    👏👏👏

    Beğen

Yorum bırakın