Birkaç çeşit snowboardçu var. Bazıları hız seviyor ve gözü karartıp son sürat aşağıya inmekten dışında pek önemsedikleri bir şey yok. Güzelce carving yaparak, rüzgarı burun deliklerine doldurarak adrenalin zirvesine ulaşabiliyorlar. Elbette her snowboardçu geliştikçe daha hızlı kaymaya başlar ancak bazıları daha önce hızlanır. Bunlar genelde arabayı da hızlı kullanmayı seven, motora binmekten hoşlanan, cesur tiplerdir. Erkekler hız konusunda biraz daha tutkulu gibi diyebiliriz.
Diğer tip snowboardçular, şekil yapmayı sever. Yani oradan atlayım, buradan zıplayım, snowpark bulup demirlerin üstüne çıkayım, 360 derece döneyim, uçup yere konayım gibi dertler edinirler. Genelde pistte kalıp yeni hareketler denemeyi severler. Düşüp kalkmaktan gocunmaz, karın keyfini artistik hareketler çevirerek çıkartmaya çalışırlar. Snowboard ta bu hareketleri yapmak için hız gerekir. Zira yavaş giderken hareket yapmak pek olası değildir ve düşme riski daha fazladır. Ancak bu tipteki snowboardçular sırf hız uğruna hız yapmazlar diğer kategoridekiler gibi. Onlar için hız, asıl amaç olan dönüşleri yapmak için gerekli bir araçtır sadece. Akrobatik hareketler yapan snowboardçuların hız tutkunlarından daha az adrenalin salgıladığı anlaşılmasın bundan. Özellikle rampalarda atlayış yapmak ciddi cesaret ister. Birçok sefer rampaya çıkıp son anda hız kesip geri vites yapmışlığım var. İnsan öyle gözü karartıp hemen atlayamıyor. Tahtaya hakim olmak gerek, kontrolü sağlayacak güçlü kaslar gerek, esneklik ve beceri gerek. En çok da tabii emek gerek. Düşüp kalkmayı göze almak lazım. Çok kolay yapılırmış gibi görünüyor uzaktan ama işte o rampaların, o duvarların, o demirlerin yanına gelince işler hiç te hayallerdeki gibi olmuyor.
Benim de dahil olduğum tip snowboardçular için de bol kara çıkmak her şeyden daha önemlidir. Hız yapmak umurumda değil, akrobatik hareketler gençlere kalsın… Pist dışına bol kar bulmaya çıkarız biz. Tek derdimiz karda ilk izi açmaktır. Dokunulmamış yumuşak toz kar peşindeyizdir. En olmadık vadilere girip, en saçma yamaçlara tırmanmayı göze alırız. Taşların kayaların ağaçların arasından geçer, yeri gelir tahtalar elimizde nefes nefese yürür, yeri gelir bol kara batıp debeleniriz. Karda ilk izi açmaya çalışmamız imza atmak için falan değildir. Dokunulmamış karda kaymanın farklı bir hissi olduğu için bu uğurda terleriz. Yaşamadan anlaşılması çok zor bir şey bu. Pistte kaymaktan çok daha farklı bir teknik ister ve verdiği haz da çok ayrıdır. Bol karda kaymak suyun üstünde gitmek gibidir. Hatta havada uçmak gibi… Bir kere o hissiyatı yakaladınız mı sürekli düşlerinize girer, vazgeçemezsiniz. Benim bu bahsettiğim şekilde ilk gerçek bol kar deneyimim Erzurum Konaklı da oldu. O zamanlar yeni yeni başlamıştım snowboarda ve gayet kötü kayıyordum. Acemi pisti gibi mavi az eğimli bir pistten iniyorduk. Bol kar yağmış, pist kenarlarında ezilmemiş, dokunulmamış toz kar vardı. Arkadaşlarıma yetişmek için kestirmeden gideyim derken pistten yanlışlıkla çıkıp bol kara geçtim, bir anda yer ayaklarımın altından ayrıldı sanki. Birkaç saniye yüzeyde uçar gibi gidip düştüm. Kalkmaya çalıştım ama beceremedim. Bol karda kalkmak pistte kalkmaktan çok daha zor. Kara batıyorsunuz ve hele de düz bir zemindeyseniz kıpırdayamıyorsunuz. Yeterli karın kasınız ve tecrübeniz yoksa tek çare bağlamaları söküp, tahtayı ele alıp uygun bir zemin bulana kadar yürümek. Zamanla insan alışıyor tabii. Bol karda sırt üstü yere düşünce yapılacak en kolay manevra takla atıp burun ucundan destek alarak kalkmak. Tahtanın ucu kara battıysa bu hareketi yapmak zorlaşıyor. O yüzden önce ayakları havaya dikip, sonra yerde takla atmak daha mantıklı. Yine de bağlamaları söküp yeniden takmak zorunda kalabiliyor insan. Ben de ilk bol kar düşüşümde kalkmayı beceremeyip, bağlamaları söküp, dizime kadar karda nefes nefese yürümüştüm. Tekrar lifte binip yukarı çıkarken, yaşadığım o birkaç saniyelik deneyim aklıma takılmıştı. O nasıl bir duyguydu öyle… eğim az olduğu için çabuk bitmişti momentum ve hızımda yeterli olmadığı için geçememiştim bol karı. Bir daha hızlı şekilde denemem gerek diye düşündüm. Yine aynı yere gelince bu sefer biraz daha hızlı olarak yine geçtim bol karın üzerinden. Belki birkaç saniye daha fazla sürmüştü bu sefer ama artık emindim. Bu bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayacak türden bir histi. Takip edip peşine düşeceğim türden bir deneyimdi. Defalarca batıp çıktım, tahta elimde yürüdüm, debelendim, yorgunluktan yığıldım. Sonra internette bol karda kayma teknikleri ile ilgili araştırmalar yaptım. Batmamak için ağırlığımı arkaya vermem gerektiğini öğrendim. Ben sol ön kayıyorum. Bol karda yine sol ayak önde ama ağırlık arkada. Yani tek bacak squat yapar gibi arkaya basmak ve arka ayak ile sağa sola yön vermek gerekiyor. Arka ayak dümen gibi, asıl yük onda. Pist kenarlarında, alçak yamaçlarda ufak ufak denemeye başladım bol karda kaymayı. Giderek daha uzun süreler batmadan kaymayı becerebildim. Eğim ne kadar dikse, batma olasılığı o kadar azalıyor. Tabii etrafta ağaç falan varsa manevra yapmak zor oluyor ilk başlarda ve mecburen yavaşlıyorsunuz ve yavaşlayınca düşmek kaçınılmaz. Sonra da bolca debelenmek gerekiyor tabii. Bol karda düşmekten hiç korkmuyorum çünkü canım acımıyor. Pistte düşmek gibi değil, yumuşacık pamuklarla sarıp sarmalıyor sizi toz kar. Yine de kalkmak zor olacağı için kaçınmak gerekiyor düşmekten. Ne hız yapmak ne akrobatik hareketleri becermek, ne pistlerde fırtına gibi esmek derdindeyim. Bol karda kayarken bir martı gibi havada süzüldüğümü hissediyorum ya, işte o duyguyu yaşayayım yeter bana. Böyle böyle işte artık bol kar peşinde koşar oldum. Yetmedi tırmanmaya ve daha yukarılarda toz kar aramaya başladım. O da yetmedi splitboard aldım, daha uzun tırmanışlarla zirveleri hedefledim. Ömrümüz daha kaç kere tırmanış yapıp uzun toz kar vadilerinden inmeye elverecek bilemiyorum. Kış dediğimiz sezon da bir iki ayla sınırlıyken ne kadar yapabiliriz meçhul. Olabildiği kadar denemeye, uğraşmaya devam.
Bir de ortaya karışıkçılar var. Biraz ondan biraz bundan keyifli keyifli kayanlar. Pistte de kayıp, arada bol kara da çıkıp, bazen bir iki rampa deneyip karın tadını çıkaranlar… Tecrübe edindikçe, kontrol ve hızı artırdıkça yelpaze genişliyor. Hız tutkunu bir boardçu, bol kara da çıkıyor zaman zaman. Ya da akrobatik hareketleri de deniyor bazen, hele de bir snowpark bulursa. Son olarak ta hiçbir şeyciler var. Bunlar tatlı tatlı pistten kayarlar, ne hızdır dertleri, ne de akrobatik hareketler yapmak. Bol kara da hiç bulaşmazlar. Eğlenirler, keyfini çıkarırlar, yaşarlar anın tadını. Dağda olmanın huzurunu, snowboard yapmanın coşkusunu. Hangi stilde olursa olsun snowboard yapmak çok güzel. İnsana yaşam enerjisi, neşe ve tarifsiz bir mutluluk veriyor. Yani snowboard olsun da stili ne olursa olsun.