Bu sabah 09:00 gibi uyandım. Her zamanki gibi kendime gelmem uzun sürdü. Bir elimde kahve bir elimde büyük ekran cep telefonum, odamdaki kanepede oturdum anlamsız ve amaçsızca sosyal medya hesapları arasında gezinip durdum. Duvarlara bakıp, düşüncelere daldım, yine telefonu elime alıp oyalandım. Öyle böyle derken bir saat geçmiş. Çatı katındaki odamın küçük üçgen penceresinden parlak bir bahar güneşi giriyor içeri, karanlığı dağıtıyor. Çatıdaki güvercinlerin kanat seslerini ve mırıltılarını duyuyorum. Bir gün daha ellerimin arasından kayıp gidiyor ve ben olduğum yerde oturuyorum. Kafamda evirip çevirdiğim düşünceler, yapmam gereken işler, aciliyeti olmayan bir sürü şey artarda sıralanıp birbirine karışıyor. Bir süre daha anlamsızca kalıyorum yerimde. Sonra içimden bir ses çık dışarı diyor. Zaman benim, özgürüm. Şu an kanepemde saçma sapan bir şekilde telefonumla oynamak yerine ruhumu zenginleştirecek bir şey yapmalıyım. Parkı canım çekiyor. Maratona hazırlandığım günlerde düzenli olarak her sabah 6 da kalkıp gittiğim koşularımı özlüyorum. Sonunda kararlı bir şekilde yerimden kalkıp üstümü değiştirip arabama atlıyorum. Parkın kenarındaki otoparka arabamı çekip yürüyüş parkuruna atıyorum kendimi. Telefonum elimde spotify açmışım. Bu sefer çalma listemdeki şarkıları değil de zaman içinde beğendiğim şarkılardan oluşan listeyi açıp kulaklığımdan dinlemeye başlıyorum. Hava pırıl pırıl, insanlar parkı doldurmuş, neredeyse bazen omuz omuza yürüyoruz. Yeşil çimenlerin üzerinde sari kır çiçekleri serpiştirilmiş, çok güzel bir kontrast oluşturuyor. Parkın meşhur köpekleri sağlı sollu devrilmiş, ağaç altlarında güneşin ve baharın tadını çıkarıyorlar. Meyve ağaçları açık ve koyu pembe çiçeklerini açmış, bir miktarını da yürüyüş yolu güzargahımıza serpmiş. Genç yaşlı yürüyor insanlar. Omuzları düşmüş, başı önde zayıf bir amca aksayarak yürüyor. Belli ki inme geçirmiş ve doktor yürüyüş tavsiye etmiş. Sağa sola yalpalanarak ufak adımlarla ama azimle yürüyerek tutunuyor hayata. Mücadelesi bitmemiş, devam diyor, daha yaşayacak, daha iyi yaşamak için uğraşacak…
Ilk iki tur sonunda kaslarım ısınıyor. Adımlarımı daha rahat ve dinamik bir şekilde atmaya başlıyorum. Yine de koşmak için hiç hazır değilim. Maratona katıldıktan sonra, yani neredeyse 3 yıldır hiç doğru dürüst koşmadım. Belki diyorum içimden, belki ufak ufak başlayıp yine girerim o tempoya. Dinlediğim şarkılar nefis. Farklı zamanlarda beğendiğim değişik tarz müziklerin hepsi ne kadar da harikaymış. Bir taraftan eşlik ediyorum şarkılara en kısık sesimle. İnsan kulaklık varken sesinin ayarını kaçırabiliyor, o yüzden çevreye rahatsızlık vermemek adına sesimin dışarıdan duyulmayacak kadar kısık olmasına özen gösteriyorum. Hafif esen rüzgar şiddetleniyor ve ben rüzgara karşı yürümeye devam ediyorum. Hafiften terlemeye başlamışken güçlenen rüzgar beni soğutuyor. Adımlarımın temposunu düşürmemek için rüzgara karşı direnç gösterip biraz daha fazla güç harcamaya başlıyorum. Yüzüme vuran esintiyi seviyorum, göğsümü gererek üzerine üzerine gitmeyi seviyorum. Rüzgarın getirdiği gri bulutlar ışıldayan güneşi gizliyor, hava biraz kararıyor. Yağmurun habercisi bir toprak kokusu süzülüyor burnuma doğru. 5 tur atmayı planlamıştım, oysa daha yeni 3. Turumu bitirdim. Hedefime ulaşamadan yağmurun bastırmasından korkuyorum. Parkurun ortasındayım ve eğer şimdi yağmur bastırırsa arabama gidene kadar sırılsıklam olacağım. Manzara gözümün önünden geçiyor, çoraplarım ayakkabılarım, saçlarım vıcık vıcık su içinde arabama koşuyorum. Alelacele oturduğum koltuğu da sırılsıklam etmişim, her yanımdan sular damlıyor. Arabayı da yeni yıkatmıştım, tüh…Bu halde artık alışverişe de gidemem, rezilliğe bak…Aklımdan bunlar geçerken yağmur ha yağdı ha yağacak. Bir an önce kestirme yoldan arabaya dönersem ıslanmaktan kıl payı kurtulabilirim. Oysa 2 tur daha atmayı planlıyordum, hay aksi…hayat işte, senin planların başka, hayatın sana getirdikleri başka…Üç seçeneğim var önümde. Şu an hemen arabama geri dönebilirim, biraz bekler yağmur yağarsa dönerim veya yağmurun altında sırılsıklam olsam da 5 turumu tamamlar öyle dönerim. Alternatifleri gözümün önünden geçirip hedefimi tamamlamayı seçiyorum. Yağmur da yağsa, dolu da, yer gök te yarılsa bitireceğim, kararımı veriyorum. Kararlı adımlarla yürümeye devam ederken sıradaki şarkı geliyor ‘I am singing in the rain’… İçim coşkuyla doluyor ve seçimimden dolayı kendimi kutluyorum. Hava ılık, park bahar çiçekleriyle dolu ve şimdi insanlar gelmesi muhtemel yağmurdan kaçıp parkuru terk etmiş, neredeyse tek başıma yürüyorum. Uzun saçlarını arkadan at kuyruğu yapmış bir adam bana 3. turunu bindirerek hızla geçiyor yanımdan koşarak. Ben de böyle koşardım diye hatırlıyorum….ve koşacağım da yeniden…koşmalıyım da…adımlarımı hızlandırarak devam ediyorum. 5 tur bitiyor ve hala yağmur bastırmadı. Bulunduğum andan, olduğum yerden o kadar keyif alıyorum ki bırakamıyorum. Kafamdaki darmadağın düşünceler hizaya giriyor. Ne yapıyorum ne yapacağım nasıl yapacağım…ne istiyorum, ne istemiyorum, ne hissediyorum, niye hissediyorum…Artık korkmuyorum yağmurdan…Hatta keşke yağsa da ıslansam biraz, şöyle saçlarımdan sular süzüle süzüle varlığımı doya doya hissetsem…ama yağmıyor. 7 tur atıyorum arabama binmeden önce. Binince de şöyle bir düşünüyorum da… iyi ki yürümeye devam etmişim. Yağmurdan korkup bıraksaymışım, bıraktığımla kalacakmışım. Tıpkı hayat gibi. Olası kötü sonuçlarından korkup kaç yolu yarıda bıraktık? Sırf biraz ıslanacağız diye hangi hayallerimizden vazgeçtik? Oysa hayat kararlı olanlara yolu açar. Gerçekten kararlıysanız, o yağmuru kabul etmiş ve ıslanmayı göze almışsanız işte o zaman her şey yoluna girer. Rüzgar hafifler, bulutlar dağılır, yollar açılır. Zihnimizdeki korkular, önümüzdeki fırsatlardan daha güçlü olduğu sürece hep geri adım atacağız. Ne zaman ki aldığımız kararın sonuna kadar arkasında durmaya adarız kendimizi, işte o zaman her şey kolaylaşır, yolculuk çok daha keyifli hale gelir. İşte hayat ta böyledir. Sadece ufak seçimler yapmakla ilgili. Korkular mı hayaller mi…