Amerika’da yaklaşık 1,5 yıl yurtta kaldım. Birkaç yurt değiştirmiş olmakla beraber en uzun kaldığım, 26 katlı olan her telden her türlü öğrenciyi barındıran PFT adı verilen bir yurttu. En üst kat çalışma odasıydı ve geri kalan katların hepsinde öğrenciler yaşıyordu. Her katta 12 oda her oda da 2 kişi olduğunu düşünürsek yaklaşık olarak bir katta 24, tüm yurtta ise 600 öğrenci barınıyordu diyebiliriz. Sırayla giderdi, bir kat kız katı, diğer kat erkek katı. Katlar arası giriş çıkış serbestti, erkekler kızların, kızlar erkeklerin katlarına istedikleri gibi girer, davet edildikleri odaya diledikleri gibi misafir olurdu. Başta bana biraz tuhaf gelmişti bu durum ama kimsenin kimseyi rahatsız etmediğini görünce duruma alıştım. Baskı yoktu, olay, sorun, taciz veya saygısızlık ta yoktu.
Odalar küçüktü, duş ve tuvaletler koridordaydı ve ortak kullanımdaydı. Mutfak ta aynı şekilde ortak kullanım için yapılmıştı ve işe yarar sadece bir fırın, ocak, lavabo ve masa vardı. Herkes kendi alet edevatını odasında saklar, yemek yapacağı zaman mutfağa getirirdi. İşimizi bitirdikten sonra ortalıkta pek bir şey bırakmazdık zira o çok sevdiğimiz tencereyi bir daha göremeyebilirdik. Dediğim gibi, odalar zaten çok küçük olduğu için mutfak gereçlerini odada saklamak yer sorunu yaratırdı. Televizyonun üzerinde makarna süzgeci, kazakların yanında tencereler dururdu. Herkesin kendi minik buzdolabı olurdu odasında, ortak kullanımda buzdolabımız yoktu. Buzdolabı da gereksiz yer kaplar, küçük odayı daha da daraltırdı. Tüm bunlar hayat kalitemizi düşürmekle beraber, edinilen dostluklar sayesinde yurt hayatımız katlanılır hale gelirdi. Katlanamadığımız tek bir şey vardı, yangın alarmları…
Ayda en az bir kez, bazen iki kez yangın tatbikatı yapılırdı. Tam uykunun en tatlı yerinde, gecenin en koyu saatlerinde alarm çalmaya başlardı. Top patlasa uyanmam diye tanımladığım derin uykum bile direnemezdi o sese. Beynimin içinde uğuldardı ve uykuya devam etmek mümkün olmazdı. Yapılacak şey belliydi, apar topar kalkılır, bulunursa ayağa bir terlik geçirilir, hava soğuksa bir de palto kapılır koştur koştur yangın merdiveninden inilirdi. 26 katın aynı anda merdivenlerden indiğini düşünün! En fazla 20 dakika sonra tüm odalar boşalmış olurdu. Yangın alarmı sırasında odada kalmak yasaktı. Olabilecek herhangi bir hırsızlık ve kayıp durumunda kim dışarı çıkmamışsa o sorumlu tutulurdu. Her katın bir sorumlusu olurdu ve odaların boşalıp boşalmadığını kontrol ederdi.
Milleti gece yarısı sokağa dökmenin komik olduğunu düşünen bir takım insan kılıklılar eğlenmek için yangın alarmını çalıştırdılar ve bunu iki günde bir yaparak hepimize sinir krizi geçirttiler. Gerçek yangın olmadığı bilinse dahi yurt yönetimi asla odalarımızda kalmamıza izin vermedi. Gecenin bir yarısı bizi sokağa döktü ve tüm binayı kontrol ettikten sonra tekrar içeri girmemize izin verdi. Bu çirkin şakalar yüzünden kaç gece pijamalarla sokakta bekledik bilmiyorum ama o hınzırları yakalasak evire çevire dövecek kadar canımızı sıkmayı başardılar. Bu şakacıktan yangın alarmları ara sıra bizi yataklarımızdan zıplatmaya devam ederken bir gün gerçek bir yangınla karşı karşıya geldik. Yurdu en kısa sürede boşaltmaya alışan öğrenciler olarak yine hemencecik don gömlek dışardaydık. En fazla yarım saat sonra odamıza dönmeyi beklerken yangının gerçek olduğu ortaya çıktı ve itfaiye geldi. Sabaha kadar beklemek zorunda kaldık. Hava soğuktu ve diğer yurtların lobilerine sığındık. Sabah erkenden sınavı olanlar yurda gidip eşyalarını alamadı bile. Sınav, ders kaçıranlar oldu. Bununla beraber bir şey söyleyeyim mi, ölen hiç kimse olmadı.
Yangın merdiveninin kapısı tek taraflı açılır. İçeriden dışarıya. Yangın durumunda kolu bile çevirmezsin, sadece iter çıkarsın. Memleketimin yurtlarında bilemiyorum ne sıklıkla yangın tatbikatı yapılıyor ya da hiç yapılıyor mu? Yapılsa da gerçekten ciddiyetle yapılıyor mu? Özel yurtlar denetleniyor mu? İlk orta öğrenimim boyunca hiç yangın tatbikatı yapıldığını hatırlamıyorum. Keza üniversitede de karşılaşmadım böyle bir şeyle. Çocukların yanarak can vermesi nasıl da korkunç, oysa gereken sadece biraz bilinç ve önlem alma becerisini geliştirebilmek.
Zavallı memleketim aslında hala fakir. Mecburiyetten derme çatma, kontrolsüz yurtlarda okumaya çalışıyor öğrenciler. O yurtları açanlar muhtemelen hayırlı bir iş yaptıklarını zannediyorlar, ihtiyaç sahiplerinin dertlerine deva oldukları için. Ah bir kurumsallaşabilsek, ah bu işleri ciddiyetle yapabilsek, ah bu çocuklara daha iyi imkanlar sunabilsek. Diri diri yanmalarına, hayatlarının baharında kömür olmalarına müsaade etmesek…