2016 Kayak sezonu Kartepe’de açılmıştır

Buz ağaçlar Kartepe

Buz ağaçlar Kartepe

 

5.12.2016-Kartepe

2016 kayak sezonunu dün itibarı ile açmış bulunuyorum. Kayak dediğime bakmayın, aslında ben son birkaç yıldır snowboard yapıyorum. O tahtayı ayağıma ilk taktığım andan itibaren bana bir şeyler oldu. Artık ben eski ben değil de, snowboardu kafaya takmış ben oldum. Hala tam anlamıyla öğrenebilmiş değilim ve muhtemelen de hiçbir zaman hayalimdeki gibi kayamayacağım. Mesele iyi ya da kötü kaymak değil, mesele bu işin ruhunu yakalamakta. Snowboardçu ruhuna zaman zaman aykırı davranıyor olsam da, yakaladığımı düşündüğüm anlar çoğunlukta. Senenin ilk karı çoktan düştü aslında ama pistlerin açılışı anca oluyor. Duyduğuma göre Erzurum’da kaymaya başlayalı epey olmuş. Orada suni kar yapabildikleri için, hava 0 ın altına düştü mü sezon açılabiliyor. Doğal karla ülkemizde kayak yapabilmek için Aralığın sonlarına doğru yaklaşmak gerekiyor genelde. Bu sene erken geldi bile denebilir ancak sanırım kayak merkezlerimiz hazırlıklı değil, 50 cm kar olmasına rağmen aradım, Kartalkaya henüz açılmamıştı. Kartal otel 15 Aralık’ta sezonu açacaklarını söyledi, Dorukkaya ise haftaya dedi, yani 6 Aralık. Uludağ’da kar kalınlığı sadece 33 cm di ve ben zahmet edip aramadım bile. Güzergahımda Kartepe vardı ve şu an Türkiye’de kar kalınlığı en yüksek olan yer orasıydı. Doğal olarak rotamı Kartepe olarak belirledim ve 2016’nın ilk kar keyfini dün itibarı ile orada çıkardım.

Ankara’dan yol 354 kilometre yazıyordu internette. Yaklaşık 4 saat süreceğini düşünerek 6 da yola çıkmayı planladım ama tabii ki başaramadım. Akşamdan hazırlığımı yapmış olsam da sabah toparlanmam ve ayılmam uzun sürdü. Bir de arabamın uyarı ışığı yanıp, motor soğutucunuz bitmiş, sürüşü durdurun deyince bir benzinliğe gidip motor suyu koydurunca, yola çıkmam sabah 7 yi buldu. Kayağa ilk başladığım zamanlarda yine keyif alırdım ama böyle manyak değildim. Kaymanın arkadaşlarla yapılan, sosyal ortamlarından dolayı keyif alınan, grupça tadı çıkan bir şey olduğunu zannederdim. Snowboar’da başladıktan sonra kimsenin organizasyonunu veya keyfini bekleyecek sabrım olmadığını fark ettim. Dağda güzelim kar serilmiş duruyor, ben arkadaşlarımın planı uygun değil diye o hafta sonunu boş geçiyorum…olacak şey değil. Geçen sene programlarımı kimseye uydurmamaya başladım. İlk yalnız kayak turumu geçen sene Kartalkaya’ya gerçekleştirdim. Ankara’dan kalkan günü birlik turlar var. Seyahat53 bu konuda oldukça başarılı. Sabah sizi belli bir noktadan alıyor, dağa çıkarıyor ve aynı noktaya akşam geri bırakıyor. Skipass, ulaşım ve sucuk ekmek dahil uygunca bir fiyata günübirlik kayağınızı yapabiliyorsunuz. Kartalkaya Ankara’ya yakın sayılır, sabah 6 da yola çıktınız mı, en geç 9 da ordasınız. Pistler daha yeni açılmışken taze basılmış pistlerde ilk izleri bırakma şansına sahip olabilirsiniz. Geçen sene ilk yalnız Kartalkaya girşimimi tur53 le yaptım. Gerçi hem pistleri bildiğim, hem de İstanbul’dan gelmesi muhtemel arkadaşlarım olması itibarı ile çok gerilmedim. Ne de olsa dağda tek başına olmak biraz ürkütücü. Düşsem bir yerimi kırsam imdat diyeceğim birilerinin yakınımda olduğunu bilmek rahatlatıcı. Turla gidip, Kartalkaya’da arkadaşlarımı görünce cesaretim yerine geldi. Sonrasında arabaya atlayıp tek başıma gittim Kartalkaya’ya. Bir kerede tek başıma Erzurum Palandöken’i deneyimledim. Hayatımdaki en keyifli anları orada, Dedeman Otel’in kuzey pistlerinde yaşadığımı söyleyebilirim. Neyse, ben bu gün dün yaşadığım Kartepe keyfini anlatacaktım, o konuya geri döneyim.

Kartepe için otobandan ayrıldığımda saat on buçuk civarıydı. Yandex’i dinleseydim daha ileriden çıkmam gerekiyordu ama ben yanında kayakçı resmi bulunan kahverengi Kartepe tabelasını görür görmez sağa döndüm. Yol gayet rahat geçmişti, motor suyumu koydururken benzincide bana Bolu tüneli kapalıymış dediklerinde biraz tırsmış olsam da açılmış olacağına dair inancım tam olduğu için duraksamadan yola koyulmuştum. Cankurtaran ve Bolu’da etrafta biraz kar manzarası seyretmiş olmakla birlikte, yollar tertemizdi. Zaten öncesinde biliyordum, Pazar günü ne Bolu’da ne de memleketimin başka bir yerinde kar beklenmiyordu. Dolayısı ile bir gün önce kapanan yollar açılmıştı ve sıkıntı olmayacaktı. İşte böyle tertemiz yollardan geçip, günü yolda ağartınca, bir ara kayağa gittiğini bile unutuyor insan. İzmit’e yaklaşırken otobanda ayrıldığım noktada kara dair hiçbir iz göremeyince biraz ümitsizliğe kapıldım. Gerçekten 70 santim kar var mıydı yakınlarda bir yerde? Kartepe tabelalarını izleyerek devam ettim ancak bir yerde dikkatsizlik etmiş olmalıyım ki, kendimi Maşukiye’de buldum. Tesadüfen yolun diğer tarafındaki Kartepe tabelasını görünce çoktan dağ çıkışını kaçırdığımı anlayıp geri döndüm. Bu arada Maşukiye’ye daha önce gitmemiştim hiç. Muhteşem bir doğası var ve zaman ayırıp gezmeli oraları. Bunu aklımın bir köşesine kaydedip, dağın doğru yolunu tuttum.

Kıvrıla kıvrıla dağ yolunu çıkarken sol tarafımda Sapanca gölünün güzelim manzarasını fark ettiysem de, hiç duraksamadan yoluma devam ettim. Zaten yolu karıştırdığım için gecikmiştim, dağın keyfini kaçırmaktaydım. Epeyce tırmanmama rağmen etrafta kar mar göremedim. Elbet meteoroloji yanılmıyordur diyerek moralimi yüksek tuttum. Sonra yavaş yavaş sağda solda kar öbekleri belirdi. İlerledikçe manzara değişti. Kuru gri dallar beyazlara büründü. Kar kalınlığı giderek arttı ve ben artık yaklaştığımı anladım.

 

Sonunda Greenpark otel’in araç giriş kapısı göründü. Orada görevliler beni durdurup 20 TL otopark parasını aldı. Malzemeleriniz yanınızdaysa direk sağdan pistlere geçebilirsiniz dediler ve ben de öyle yaptım. Sonra da öyle yaptığıma pişman oldum. Çünkü üstümü değiştirmem için soyunma odasına gitmem gerekiyordu. Kayak pantalonu değil, kotum vardı üstümde. Arabayı piste yakın bir yere park edince aman boş ver dedim kendi kendime. Nasılsa içime tayt gibi siyah içliğimi giymiştim ve arabada değiştirebilirdim. Üstümdekiler zaten kaymak için hazırdı. Bagajda çantamı çıkarıp içindeki malzemeleri arka koltuğa yaydım. Boardum da arka koltukta olduğu için sıkış tıkış bir şekilde kotumu çıkarıp kar pantolonumu giydim. Kar botlarımı da ayağıma geçirdim, gözlüğümü, eldivenlerimi taktım, bir ufak sırt çantası hazırlayıp içine yedek tişört ve çorap koydum, tahtamı omzuma yükledim piste doğru yürüdüm. Sordum gösterdiler, bilet gişesini buldum. Normalde günlük sınırsız 100 TL imiş. 13:00 ten sonra 60 TL ye düşüyormuş. Saate baktım 11:45. Tam gün parası vermek biraz saçma geldi ama neyse ki bu konuyu fazla düşünmeme gerek kalmadı çünkü sadece bir pist çalışıyormuş ve teknik arızan dolayı diğer pistlere ulaşım olmadığından dolayı herkesten 60 TL alıyorlarmış. Hemen aldım kartımı ve gözlerimle pistleri keşfetmeye çalıştım. Gişenin hemen önündeki yer baby pistti belli ki. Genelde öyle olur, ilk en kolay pistle başlar kayak merkezleri. Oradan inince nasılsa diğer pistlere bağlanan teleskiler vardır diyerek saldım kendimi aşağı. Ne de olsa sezonu yeni açmışım, bu sene tahtamı ayağıma ilk kez takmışım, biraz debelendim, kontrol etmek için çabaladım. Baby pistte bir sefer düştüm. Düşünce keyfim yerine geldi, çocuklar gibi şendim. Aşağıya inince tahminimde yanılmadığımı gördüm. Geyikalanı yazan yerde iki kişilik oturaklı liftler çalışıyordu. Manzaranın tadını çıkara çıkara çıktım yukarı. Bu arada pistlerin durumunu kuş bakışı tahlil etmeye çalıştım. Sağdan iniş dar orman yolu ve eğim az gibi. Sol taraf daha dik ama geniş. Sağ tarafı gözüme kestirdim. Ne kadar dik, ben o kadar mutlu.

Kartepe liftten manzara

Kartepe liftten manzara

Snowboar’un ruhunda hız yapmak var. Oysa ben sinir bozacak kadar yavaş kayıyorum. Kontrol manyağı olduğum için sürekli dönüşler yaparak hızımı kesiyorum. O yüzden hafif eğimlerde veya düzlüklerde inanılmaz acı çekiyorum. Normalde acemiler dik yamaçlardan kaçınır. Oysa ben geçen sene keşfettim, dik pistlerden daha çok keyif alıyorum. Çünkü dik pistte kayabiliyorum. Yaptığım dönüşlere ve her türlü hız kesme çabalarıma rağmen yerçekimi sayesinde hızlanıp manevra yapabiliyorum. Snowboard da bir dönüşü veya manevrayı yapabilmek için belli bir hıza ulaşmak gerekir. Hızdan ürken biri olarak kendimi kapıp koyu veremediğim için fren yapmaya çalışıyorum ve az eğimli yerlerde sık sık düşüyorum. Oysa eğim oldu mu istemesem de hızlanıyorum ve bu da manevra yapma şansı veriyor. Bu huyumu keşfettim keşfedeli siyah pistlerden değil, mavi pistlerden tırsar oldum. Bir cesaret geldi bana ve ister tek olayım, ister grup en yüksek zirvelere talip oluyorum ve en saçma inişlere cesaretle atlıyorum. Yeter ki düzlük olmasın, buz olmasın.

Takip ettiğim web siteleri yine beni yanıltmadı. Hava güneşli ve açıktı, kar kalınlığı yeterliydi. Ayrıca taze kar gibisi yoktur, henüz dün yağmış karda kaymak inanılmaz keyiflidir. Kar bayatlayınca tadı kalmaz. Birkaç sefer buz tutup çözülen kara ben bayat kar diyorum. Ekmek gibi düşünün. Fırından taze çıkmışını yemek var, günlerce buzlukta saklandıktan sonra çözülüp ısıtılanını yemek var. İşte dün Kartepe’de öyle lezzetli taze kar vardı. Ben de elbette ki doya doya yedim.

İki kere aynı güzergahta kaydıktan sonra, -ki diğer liftler çalışmadığı için- elimde sadece iki rota vardı, offpist denemeye karar verdim. Teleferikten inince tam oturakların altından geçen alan daha önce snowboardçular tarafından keşfedilmişe benziyordu. Liftlerle yukarı çıkarken karar vermiştim, oradan inecektim aşağıya. Bazen kuşbakışı eğimler ve zeminin müsait olup olmadığı konusunda yanılabilihyor insan. O yüzden tepede, aşağıya doğru kendimi salmadan önce, pistin başında durmuş snowboradçu oğlanlara sordum, buradan indiniz mi diye? Nasılmış durum bir ön bilgi almak lazım. İlk iniş engebeli görünüyor. Çukurlar tepecikler aşağıya kadar böyle giderse zorlayabilir. İnmişler, sorun yokmuş. Eh onlar indiyse ben de inebilirim dedim ve daldım bir bilinmeze doğru. Yine kontrolü elden bırakmadan topuk-burun fren yaparak bir sağ ön, bir sol ön yavaş yavaş başladım. Kar güzel, kar yumuşak. Korkmam ben yumuşak kardan, en kötü düşeceğimi bilirim. Düşünce de bir şekilde kalkılıyor, zararı yok, bu işin ruhunda mücadele var.

Kartepe offpist

Kartepe offpist

Bir kağıt bardak atmışlar boardum ona takıldı ve düştüm. Hemen kalkıp devam ettim. Pist dışına çıkmış olduğum için etrafta bir sürü dal ve çalı vardı. Onlara fazla takılmayayım derken tahtanın kontrolü zorlaştı ve bacak kaslarım yanmaya başladı. Fazla dayanamayıp kendimi eğime bıraktım ve dönüş yapmaya başladım doğal olarak. Dönüş yaptıkça kaslarımdaki yük dağıldı ve rahatladım. Bir süre yakaladığım ritmi devam ettirdim ama tabii ki bir süre sonra yine düştüm. Bol kara düştüğüm için kalkıp devam etmek biraz zor oldu, mecbur popomun üzerinde bir süre debelendim. Sonra yine ritmimi buldum ve tepenin pistle buluştuğu noktaya ulaştım.

Kayak ya da snowboard, değişmeyen bir kural vardır; ne zaman eyvah düşeceğim dersiniz ve korkarsınız, o zaman gerçekten de düşersiniz. Ne kadar kendinize güvenip endişesiz kayarsanız o kadar az yere kapaklanırsınız. O korku bir kere zihninizde yer etti mi yuvarlanmak kaçınılmazdır. Aslında aynı hayat gibidir. Ne kadar korkarsanız, o kadar kötüsü gelir başınıza. Ne kadar rahatsanız, o kadar kolay akıp gidersiniz. Kaygılar, endişeler bir anda beden dilinize yansır. Mesela bazen bir kar birikintisi veya çukur görürsünüz ve eyvah düşeceğim dersiniz, düşersiniz. Bazen de daha beter bir engeli gördüğünüzde bir şey olmaz geçerim ben bunun üstünden dersiniz ve geçersiniz. Yani aslında sadece zihninizdeki gerçekliği yaşarsınız. Deneyim kazandıkça geçerim ben dediğiniz engel sayısı fazlalaşır. Daha az düşüp daha çok keyif alırsınız. Tıpkı hayat gibi.

Kartepe ve Greenpark Otel ile ilgili aslında daha yazacak çok şey var. Onları da bir başka yazıya bırakayım. Zira hala dünün yorgunluğu var üzerimde. Şu an Bursa’dayım. Dün Kartepe sonrası İstanbul’a geçtim, bütün gün çalıştım ve akşam üstü Bursa’ya geçtim. Yarın tüm gün burada çalışıp Ankara’ya döneceğim. Yoğun zamanlar bu zamanlar.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Güncel, Kar tutkusu içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to 2016 Kayak sezonu Kartepe’de açılmıştır

  1. Özlem adlı kullanıcının avatarı Özlem dedi ki:

    Ne güzel anlatmışsın, roman okur gibi okudum. Kalemine sağlık.

    Beğen

  2. Hakan Ekinci adlı kullanıcının avatarı Hakan Ekinci dedi ki:

    Ne güzel olmuş… Enjoy…
    lakin bir nüans es mi geçilmiş ne. bilge akın kayak hayatı ve hakan ekinci’den söz edilmemiş….😊

    Beğen

  3. Oya adlı kullanıcının avatarı Oya dedi ki:

    Taze karda kaymak istedim, ben de

    Beğen

Hakan Ekinci için bir cevap yazın Cevabı iptal et