Kendi kendine snowboard öğrenmek

Bir haftayı daha bitirdik ve mevsim itibarı ile kayma hayalleri kurmaya başladık. Cumartesiyi maalesef pas geçecek gibiyim ve planı Pazar gününe yapıyorum. Bu sefer rota Kartalkaya olacak çünkü kar kalınlığı yeterli ve orası Ankara’ya çok daha yakın. Şu an itibarı ile meteorolojinin sitesi kar kalınlığını 65 cm olarak gösteriyor. Gerçi Kartepe’de 87 cm kar var ama hem yol uzun, hem de daha geçen hafta oraya gittim. Arızalı teleferiklerin açılmamış olma ihtimali hala var ve o kadar yolu gitmeye değmeyebilir. Ankara’dan 2-2,5 saatte Kartalkaya’ya gidebiliyorken, 4-5 saat gidiş, 4-5 saat dönüş günübirlik kayak için gereğinden fazla yorucu olur. Çok erken kalkmak çok geç dönmek demektir ki, bu da Pazar gecesi yorgunluğu atacak fazla zaman kalmayacağı anlamına gelir. Konaklamalı gidilse değebilir ama günübirlik kayak ya da snowboard için yakın mesafeler tercih edilmeli. Pazar günü Kartalkaya’da hava +3 derece olacak. Açık ve güneşli görünüyor. Kar kalınlığı da yeterli, keyifli bir gün müjdeliyor. Yine yeniden snowboardumu takacağım ayağıma ve salacağım kendimi dağdan aşağıya.

Snowboardu ilk denediğimde yine Kartalkaya’daydım. Bundan yaklaşık üç yıl önce arkadaş grubumuzla konaklamalı olarak kayağa gitmiştik. Orta seviye kayak yapabiliyordum ve dağların tadını kendi çapımda çıkarabiliyordum. Siyah pistlere bulaşmadan, kar sapanından hallice indiriyordum kendimi aşağıya. İşte o zamanlar, dağda olmak arkadaşlarla beraberse anlamlıymış gibi geliyordu. Mesele kaymak ya da artistik hareketler yapmaktan çok, birlikte gülmek, şımarmak ve şamata yapmaktı. Grupta iyi kayanlarla birlikte yeni öğrenenler de vardı ve ben her iki tarafa da ayak uydurmaya çalışarak kayak tatilimin tadını çıkarıyordum. Pazar-Çarşamba gitmiştik. Yani Pazar sabah otele giriş, tam gün kayış ardından, Pazartesi, Salı ve Çarşamba da tam gün hafta içi kayarak 4 gün boyunca dağın altını üstüne getirmek için harika bir plandı. Hem hafta içi pistler çok daha sakin olacağı için kayma stili geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye, az bozulmuş kaliteli pistlerde kaymaya olanak sağlayacaktı. İlk iki gün tam da dediğim gibi keyif yaptık. Pazar günü yeni öğrenen arkadaşlarımızın adaptasyonu ile geçti. Pazartesi boş pistlerde bir sürü iniş çıkışla karın ve kayağın hakkını verdik. Pistin boş olması demek lift sırası beklememek demek ve aynı zaman dilimi içerisinde daha fazla zirveye çıkma şansı elde etmek demek. O yüzden hafta içi gitmenin ayrıcalığının farkında olmak lazım. Zira bu işte en yıpratıcı kısım yukarı çıkana kadar ki bekleme süreci.

Pazar ve pazartesi tüm gün kayış sonrası, Salı günü pili bitip dinlenmek isteyenler oldu aramızda. Sabah kısmını pas geçip öğleden sonra kaymaya niyetlenenler de vardı. Günü birlik gitmeye alışınca üst üste birkaç gün kayıyor olmak yoruyor gerçekten. Ayrıca insan bir anda unutuveriyor orada geçen zamanın kıymetini. Nasılsa daha koskoca iki gün var önümüzde kayacak, acele etmeye gerek yok gibi bir ruh haline bürünüyoruz kolayca. Zaman dağda esniyor, genleşiyor ve sadece 2 gündür orada olmamıza rağmen haftalardır kayıyormuşuz gibi sıkılı veriyoruz. Ben de aslında biraz yorgundum Salı sabahı ve ayrıca kaymaya ilk gün olduğu kadar meraklı değildim. İlk hevesim geçmişti ve hatta sabah kalkınca o ağır kıyafetleri ve kayak ayakkabılarını gitmeye üşenmiştim. Dorukkaya oteldeydik, kayaklarımızı kiralamıştık. Dört gün boyunca aynı kayaklarla kayacağımız için kayak ayakkabılarının ve botlarının her seferinde yeniden kiralanmasına gerek olmuyordu. Geceden kilitlediğimiz dolaplardan botları giyip, kayaklarımızı bıraktığımız yerden alıp piste çıkıyorduk. İşte ben o Salı günü, arkadaşlarım da gelmeyince kayak yapmaya çok üşendim. Günlerdir hayranlıkla izlediğim snowboardçulara bakıp biraz onları izledim. Çok keyifli görünüyordu ancak çok zor olsa gerekti. Pek çok snowboardçu yerde sürünerek, düşerek, ayağa kalkmaya çalışıp başaramayarak debelenip duruyordu. Ama onlara değil de fiyakalı, hızlı, döne döne inen boardçulara bakınca da içimin yağları eriyordu. Hani gökyüzünde uçan kuşlara bakarsınız da onların yerinde olmak istersiniz ama olamayacağınızı bilirsiniz ya, aynı öyle duygularla izliyordum boardçuları. Neden olmasın, neden ben de denemeyeyim diye aklımdan geçirdim ve bir anda cesaret geldi. Şuradan bu günlük bir board kiralasam, denesem, ne kaybederim? En kötü beceremem ve bırakır kayağa devam ederim diye düşündüm. Aslında en büyük motivasyon kaynağım snowboard botlarıydı. Kayak ayakkabılarına göre çok rahat görünüyorlardı ve sırf ayaklarım azıcık rahata ersin diye kayaktan boarda geçme konusunu değerlendirmeye değer buluyordum. Gerçekten kayak ayakkabıları, hele de kiralıksa, çok rahatsız edicidir. Bileğinizi sımsıkı sarar ve sizin postürünüzü bile değiştirir. Dizler hafif kırık durmak zorunda kalırsınız ve bütün gün boyunca öyle durmak bile başlı başına sizi yer bitirir, bitap düşürür. İki gün boyunca o ayakkabılarla işkence çektikten sonra, neredeyse spor ayakkabı görünümünde olan snowboard botları çok cazip görünmeye başlıyor insana. İşte ben de bu düşüncelerle, o Salı sabahı tek başıma pistlerin başına inmişken, şansımı denemeye kara verdim. En fazla üç beş kuruş daha fazla masrafa girecektim, zaten battı balık yan giderdi. Kayak tatili masraflı iş, dağda konaklamak, hele de pistlerin olduğu otelde kalmak bütçeyi sarsmadan mümkün olamıyor. Kırk yılın başı paraya kıyıp gelmişiz madem, bunu da göze almak lazım dedim. Bir daha da böyle bol zamanım ve lüksüm kolay kolay olmaz diye düşündüm. Gittim kiralama bölümünden kendime bot ve bir snowboard aldım. ‘Bağlamalar nasıl olsun’ diye sordular, ‘Ne bileyim ben normal bir şey olsun’ dedim. Normal nedir, bağlama nasıl olur, aslında ne sormak istediler hiçbir fikrim yoktu. Botları ayağıma geçirdim, rahatlıkları karşısında gülümsedim ve tahtamı elime alıp baby pistin başına geçtim. Önce boardu ayağıma takmam gerekiyordu ve ayağımı bağlamaların üzerine koyup takmaya çalıştım. Bir türlü yerleşmiyordu, alttaki kısım çok kalındı ayağım yukarıda kalıyordu. Şaşkın şaşkın sağa sola bakınarak boardu ayağıma nasıl geçireceğimi çözmeye çalıştım. Etrafımdakilere baktım, onların botlarının girdiği yer farklıydı sanki. Yeni gelen boardçulara baktım çaktırmadan. Onların boardunda ayağa takılan yerden bir parçanın kalktığını fark ettim. Biraz elledim kurcaladım, baktım benim de bağlamaların olduğu zemindeki fazlalık yukarı çekince kalkıyor. Botumun arkasını, kaldırdığım parçaya geçirdim ve bilekten bağlamayı başardım. Ön kısmını da sıktırınca bir ayağım geçmiş oldu. Oturduğum bankta bu işi yapmak çok zor olmadı. Diğer ayağımı da aynı şekilde bağlamayı becerdim ve artık kaymaya hazırdım. Tek sorun nasıl kayacağım hakkında en ufak bir fikrim olmamasıydı. İzlediğim snowboardçuların ne yaptığını düşünmeye başladım. Etrafıma bakındım ve nasıl kayıyor olabileceklerine dair ipuçları yakalamaya çalıştım. Kafamda bir mantık oturtamadım ve tek çarenin denemek olduğuna karar verdim. Yine de bir strateji belirlemeliydim. Stratejim panik yapmamak ve tahta ne diyorsa ona uymaktı.

Önce oturduğum yerde sağa sola tahtayı biraz kaydırıp mekaniğini anlamaya çalıştım. Bir şey anlamadım ve daha fazla zaman kaybetmeden ayağa kalkmaya karar verdim. Bulunduğum yerde zemin çok az eğimliydi ve beni çok ciddi bir tehlike beklemiyordu ama yine de kayaktan farklı olarak, düşünce snowboardun ayağımdan atmayacağını bilmek ürkütücüydü. Yavaşça yerimden kalktım ve tahta bana ne derse onu yapmaya başladım. Yavaş yavaş sağa doğru kaymaya başladım. Önümde yerde oturan birkaç çocuk vardı ve beni görünce tabii ki çekilmediler. O anda gayet soğukkanlı bir şekilde ağırlığımı ayarladım ve aralarından yavaşça süzülerek geçtim. Sağa doğru gitmeye devam ediyordum ve daha fazla gidersem pistin dışına çıkabilirdim. Sola doğru gitmem gerekiyordu ve ben ağırlık merkezimi değiştirdim. Bunun işe yaracağını ummuştum ama hiçbir şey değişmedi. Hala sağa doğru gidiyordum. İşin kötüsü hızlanmaya da başlamıştım. Sola dönmek umuduyla tüm gücümle ağırlığımı her ne yapıyorsam tersi tarafa yapmaya çalışıyordum ama daha çok sağa gitmekten başka bir işe yaramıyordu bu. Baktım artık pistin epey dışına taşacağım, sonunda attım kendimi yere. Popomun üzerinde oturdum ve düşünmeye başladım. Sola doğru gitmek için ne yapacağımı kestiremiyordum bir türlü. Yerimden kalkmayı denedim, tekrar düştüm. Bir daha denedim, bir daha düştüm. Sonunda kalktım ve yine sağa doğru meylettiğimi fark edip bir daha attım kendimi yere. Olmuyordu, ne yaparsam yapayım olmuyordu. Tahta hep sağa gidiyordu ve ben ona bir türlü hakim olamıyordum. Sonunda olduğum yerde bir takla atarak vücudumu çevirdim. Bu sefer yüzüm aşağıya değil yukarı bakıyordu ve o pozisyonda ayağa kalkınca tahta sola doğru gitmeye başladı. Oh dedim rahatladım. Sonunda keşfetmiştim, yüzün aşağıya doğru bakıyorsa sağa doğru gidiyorsun, sırtını aşağıya dönersen sola doğru gidiyorsun gibi bir rasyonelite belirleyebilmiştim. Bir süre burun kısmına ağırlık vererek boardu yavaşlattım ve sakince aşağıya doğru inmeye başladım, hem de soldan soldan. Azıcık gittikten sonra pistin fazla dikleştiğini düşünerek kendimi yere atmak zorunda kaldım. Kayakla kolayca indiğim baby pist bir anda devasa bir uçurum oluvermişti ve benim bir yolunu bulup o tahtayı kontrol etmem gerekiyordu. Snowboard kendi kendine öğrenilmemeli belki de diye o an aklımdan geçirdim. Bir hoca tutup şu işin mantığını kolayca öğrenseymişim diye söylendim içimden. Ama artık pistin ortasındaydım ve dönüp bir hoca bulmak için müsait bir pozisyonda değildim. Kendi kendime öğreneceğim bu snowboardu dedim ve devam ettim. Kalkamadım, düştüm. Bir daha denedim kalktım, 5 saniye sonra yine düştüm. Kendi etrafımda dönerek bir takla daha attım karlarda yuvarlanarak ve bu sefer ağırlığımı topuğuma vererek yavaşlattım boardumu. Az sonra yine yerdeydim. Bu arada kan ter içinde kalmıştım ve bir sefer daha ayağa kalkmadan önce uzunca bir süre karda uzanma ihtiyacı duydum. Nefesimi biraz toparlayınca yine denedim. Yine düştüm yine kalktım tekrar tekrar yuvarlandım. Döndüm, denedim, düştüm denedim, kalktım denedim, yattım denedim sonunda pistin sonuna ulaştım. İlk snowboard denememde baby pisti yaklaşık 45 dakikada falan indim sanırım. Kendi kendime verdiğim bu çetin mücadelenin sonunda kendime bir kahve ve sigara ısmarladım pistin aşağısındaki kafede. Şimdi yeniden yukarı çıkıp tekrar denemem lazımdı.

Dorukkaya otel’in baby pistinden yukarı çıkmak için gayet yavaş çalışan liflere tutunmak gerekiyor, burada oturaklı bir mekanizma yok ne yazık ki. Disk şeklindeki bir plastiği bacaklarınızın arasından geçirip, boardu veya kayağı zeminde kaydırarak ve tutunarak ayrıca bu arada düşememeye çalışarak yukarıya çıkmak zorundasınız. Yeni kayak veya snowboard öğrenen biri için işin en zor kısmı bu tip liftlere yukarı çıkmak olsa gerek. Etrafımdaki diğer snowboardçulara baktım ve tek bağlamayı çözdüklerini, serbest kalan ayaklarıyla yukarıya çıkarken dengeyi sağlamaya çalıştıklarını gördüm. Ben de aynısını yaptım, tek bağlamayı çözdüm ve serbest kalan ayağımı düşmemek için seferber ettim. Aslında ilk deneme için oldukça iyi bir performans sergilediğim söylenebilir. Neredeyse en tepeye çıkana kadar idare ettim, ama en son dik kısımda dengeyi bozdum ve kendimi yerde buldum. Arkadan gelenlerin ayağına takılmamak için sürüne sürüne kendimi liftin güzergahı dışına attım. Board bir tarafta ben bir tarafta yine nefes nefese kalmıştım. Neyse ki lift sayesinde tepe noktaya yakın bir yere kadar çıkabilmiştim ve yeniden kayma denemesi yapmaya yetecek kadar mesafeyi kat edebilmiştim. Düşe kalka bu sefer aşağıya inmem yarım saati buldu. Aşağıda yine bir sigara kahve molası verdim, tuvalete gittim. Her tarafım sırılsıklam olmuştu ama yüzüm ışıl ışıldı. Salgıladığım adrenalin, tatmin olmuş maceracı ruhum, mücadele sonucu salgıladığım hormonlarım bana yaramıştı. Tuhaf bir zafer duygusu içerisindeydim. Sürünüyordum ama deniyordum, öğreniyordum. Kendi kendime snowboardu keşfediyordum. Kaymaktan çok kendimle verdiğim mücadelenin boyutu beni heyecanlandırmıştı. O güne kadar varlığından bile haberdar olmadığım kaslarımı çalıştırıyordum. Tüm hücrelerimle yaşıyordum. Bu tarifi çok ta mümkün olmayan bir yaşam sevinci pompalıyordu kalbime, kalbimden de tüm bedenime.

Üçüncü denemde liftten düşmedim, yukarı kadar çıkabildim. Liftten inerken doğal olarak kendimi yere attım yine. Artık ben de alışmıştım yerlerde sürünmeye ve donuma kadar ıslanmış olmaya aldırmamaya. Bu sefer aşağıya inmem yaklaşık 15 dakika sürdü. Üç dört kez düşmüştüm sadece ve biraz da kaymanın nasıl bir şey olduğunu algılamaya başlamıştım. Dördüncü kez ve beşinci kez ve altıncı kez derken yedinci inişim sadece 5 dakika sürmüştü. Öğlen çoktan olmuştu, yemek vakti çoktan geçmişti. Açık büfe otel yemeğini kaçırmaya aldırmadan, neyse verdim parasını yedim sucuk ekmeğimi pistin altındaki kafede. Öğleden sonra artık kendimi gerçek pistlere atacaktım.

Arkadaşlarımdan da gelenler oldu ve onlardan aldığım cesaretle yakındaki gerçek piste çıkmaya teşebbüs ettim. Yine tutunmalı liftlerle çıkmam gerekiyordu ve ben düşmeye yeterince alışmış biri olarak yarı yolda takla atarak mekanizmadan ayrılmama şaşırmadım. Zaten arkadaşlarım zirveye çıkıp inene kadar ben anca düştüğüm yerden kalkıp aşağılarda bir yerde onlarla buluşabilirdim. Nitekim öyle oldu. Pistin yarısından bile değil, 5 te birinden inecek kadar çıkabilmiştim yukarı ve hemen hemen aynı zamanlarda aşağıda buluştuk. Ben aynı pisti birkaç sefer zorladım ve hiç zirveyi göremeden her seferinde yarı yolda düştüm. Yine de baby pistten daha uzuna denk geliyordu ve ilk gün için kendimce büyük başarıydı.

O gün sonunda bir daha kayak yapmayacağımı anladım. Benim ruhumda snowborad vardı. Karla fazla yakın temas, keşif, mücadele, beni fazlasıyla cezbediyordu. Her seferinde daha iye gidiyordu ve bu beni inanılmaz motive etmekteydi. Kayakla kıyaslanırsa, bence kayak öğrenmek çok daha kolay. Kayağı da kendi kendime öğrenmiştim ama öğrenirken verdiğim mücadele bu kadar çetin değildi. Gerçi ilk kayak öğrenişimi de ayrı bir yazıda anlatmam gerek zira acayip bir deneyimdi. Öğrenme süreçleri karşılaştırıldığında kayak çocuk oyuncağı kalıyor. Ders almış olsam, her ikisi de çok daha kolay olabilirdi, onca acıyı çekmeye gerek kalmayabilirdi. Yine de çektiğim acıdan, verdiğim mücadeleden dolayı tutkumun artarak devam ettiğini düşünüyorum. Öğrenmek için bu kadar emek vermemiş olsam, aldığım zevk, duyduğum keyif te bu derece yüksek olmayabilirdi. Hayatta her ne olursa olsun, değeri, verdiğimiz emek kadar. Hazır önümüze konan nice tepsideki altınlara burun kıvırırken, uğrunda çaba harcadığımız tenekelerden vazgeçemiyoruz. Kendi kendine snowboard öğrenmek isteyen varsa, işte benim hikayem budur. Ben bu işi 40 yaşımda öğrendiysem, ders almadan tek başıma, deneye yanıla bir şekilde becerdiysem, herkes yapabilir. Mücadeleden zevk alan, kendini keşfetmekten hoşlanan, sınırlarını zorlamaktan haz duyan, meydan okumayı seven ve ‘yaptım’ demekten gururlanan herkes kendi kendine snowboard öğrenebilir. Her düşüş bir kalkış gerektirir ve düşmeden öğrenmek mümkün değildir. Snowboard yapıyorsanız bilirsiniz ki, her kalkış başka bir düşüşün de habercisidir. Ben snowboard da sadece kaymayı değil, sınırlarımı zorlamayı ve kendimi her serinde yeniden keşfetmeyi seviyorum. Tutkun olduğum sadece zirveden aşağıya salınmak değil, doğayla baş başa kalarak kendi iç dünyama yolculuğumu derinleştirebilmek. Snowboard bu ateşimi tetikleyen barutum benim.

Kendi kendine snowboard öğrenmek isteyenler için bir sürü video var youtube ta. Teknikler, dönüşler, düşerken dikkat edilmesi gerekenler yani hemen hemen her şeye ulaşılabiliyor. Snowboardun mantığını ve dinamiğini anlamak için çok faydalı oluyor. Ben Kartalkaya’daki ilk denemem sonrasında bol bol video izledim ve öğrendiklerimi uygulamaya çalıştım. Artık basit dönüşleri yapabiliyor ve zorda kalınca paniklememeyi başarabiliyorum. elbette o videoda uçan ve havada taklalar atan sporculardan biri olamayacağım ama biliyorum ki sağlığım elverdiği müddetçe denemeye ve öğrenmeye devam edeceğim.

Boğazım ağrıyor, sanırım hasta olmak üzereyim. Yarın ateşler içinde yanıyor da olabilirim. Biliyorum ki her ne olursa olsun, Pazar günü kendimi erkenden yataktan kaldırmayı başaracağım ve pistlere atlayacağım. İster dostlarla, ister tek başıma.

 

 

 

 

 

 

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Güncel, Kar tutkusu, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Kendi kendine snowboard öğrenmek

  1. Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı Oya dedi ki:

    Güzel bir yazı, ben de sabah seninle kalkıp gelsem ne iyi olur 🙂

    Beğen

bilgeakin için bir cevap yazın Cevabı iptal et