Şimdi Kartalkaya’da olmak vardı…

Geçen hafta sonu Kartalkaya’daydım. Tüm hafta boyunca yazmak istedim ama İstanbul’daki patlama, ardından Halep’ten gelen görüntüler o kadar içimi parçaladı ki, elim klavyeye bir türlü gitmedi. Çok yakınımızda bunca acı yaşanırken dağdaki manzarayı, karı, zirveleri anlatmak anlamsız geldi. Bir tarafta gencecik canlar yitip giderken bir taraftan hayata tutunmaya çalıyoruz ve hayatlarımızı sorgulamaya başlıyoruz. Bulunduğumuz koşullara şükredip bir süre sonra yine alıştığımız gibi yaşamaya devam ediyoruz. Hayat çok değerli, zaman çok çok değerli ve her ikisine de sahip olma lüksüne sahibiz bazılarımız. Bundan suçluluk duymak zorunda olmamalıyız.  Geçen hafta Cumartesi akşamı o kadar erken yattım ki İstanbul’daki patlamadan ve şehitlerden haberim olmadı. Sabah yola çıkmak üzere 4 te kalkmak zorundaydım, uykumu almalıydım.

Geçen hafta beş kişi gittik dağa. Son anda ekibi topladık ve benim arabamla gitmeye karar verdik. Kar kalınlığını 65 cm gösteriyordu meteoroloji ve bunu kaçırmamak lazımdı. Çok eski dostum Hakan eski kayakçıdır. Kayakçı derken öyle sıradan iyi kayak yapan biri zannedilmesin. Sarıkamış’lı olur kendisi ve karın üstünde büyümüştür. Eski sporcudur ve tam bir kar kayak tutkunudur. Onun da gözleri içi parlamaya başlar dağlardan bahsedince. Sabah önce Zeynep’i sonra Hakan, eşi Arzu ve minik kızları Defne’yi aldım. Bu arada Zeynep benim üniversiteden en yakın arkadaşım Berna’nın 13 yaşındaki kızı oluyor. Zeynep daha önce hiç kayak yapmamış, ilk kez kayacak. Annesi babası güvendiler teslim ettiler bana. Ben de biraz Hakan’a güvendim açıkçası. Keşke ben de onun yaşında başlayabilseymişim kayağa. Şu an eminim çok daha iyi kayıyor olurdum ve hala beceremediğim bir sürü şeyle şu yaşımda mücadele etmeye kalkışmazdım, sadece kaymanın keyfini çıkarırdım. Ya Hakan’ın kızı Defne’ye ne demeli? Dört yaşında ilk kayağa başladığında yine beraber gitmiştik Kartalkaya’ya. Kafede oturtamıyorduk, babasının arkasından kayacağım diye tutturuyor, kayakları ayağına geçiriveriyordu. O zamanlar neredeyse bebekti, şimdi artık ilk okulda ve kendi başına her yere vızır vızır inip çıkıyor, gözden kayboluyor.

Geçen hafta kar miktarı çok iyi değildi. Yer yer çimenler görünüyordu özellikle pistlerin alt kısımlarında. Siyah pist açıktı ama üst ve en dik kesimlerinde yer yer beliren kahverengi toprağı görünce oraya çıkmaya cesaret edemedim. Akıl karı değildi, daha çok kar yağması gerekiyordu. Ben de doğal olarak karın en güzel olduğu pistte takıldım. Gider gitmez Zeynep’e bir hoca bulduk ve onu güvenli kollara teslim ettik.  Zirveye kadar çıkıp kendimizi bıraktık. Bir iki kaydım, bir iki düştüm. Pistler Kartepe’ye göre daha uzun ve daha zorlayıcı. Kaslarımı biraz fazla çalıştırmamı gerektiriyor. Bunu ertesi günkü ağrılarımdan anlayabiliyorum. Kartepe sezonun ilk snowboardu olmasına rağmen ertesi gün kol ve bacaklarımda çok ağrı olmamıştı. Snowborad sonrası kollar neden ağrır anlayamıyorum. Bunun için vakti zamanında internette epeyce bir araştırma yapmıştım ve mantıklı bir açıklama bulmuştum. Düştükten sonra kalkmak için epeyce bir kol gücü harcamak gerekiyor. Genellikle yerden gövdeyi ayırabilmek için daha önce fazla kullanılmamış kasları devreye sokuyoruz ve buda üst kolun arka tarafında ertesi günlerde inanılmaz bir ağrı yapabiliyor. Saçımı toplarken neredeyse dayanamayacağım bir şiddetteki ağrıdan bahsediyorum. Ne kadar çok düşersen o kadar çok kendini yerden kaldırmak zorunda kalıyorsun. Sanırım Kartalkaya’da geçen hafta hatırı sayılır şekilde düştüğüm yeterince anlaşılmıştır.

En çok düzlüklerde düşüyorum ben. Bir türlü hızımı alıp düz gitmeyi beceremedim. İlla ki fren yaparak yavaşlatıyorum kendimi ve zaten eğim çok az olduğu için sonrasında durma noktasına geliyorum. Sonra da zıpla Bilge zıpla…zıplaya zıplaya azıcık eğim bulmaya çalışıyorum tekrar kayabilmek için. Ancak bu şekilde yol almak benim için çok zor oluyor. Düzlüğün yıldırıcı olduğu otele dönüş pistinde Zeynep’i ders bitiminde hocadan almak için geçmek zorunda kaldım. Daha çok yeni olduğu ve en az eğimli pist olduğu için Zeynep’le oradan bir kez daha kaydım. Öğleden sonraki ikinci dersine bırakmak için ve bir daha ve son olarak pistleri terk ederken toplamda dört kez o pisti geçtim. İlk geçişimde artık cesaretli olacağım ve azıcık hızlanmaktan korkmayacağım diye kendime söz vermiştim ve boardumun burnunu bodoslama eğime bırakmıştım. Pistten başının ucunu göstermiş bir kaya parçasına takılıp tepe taklak olunca eski formatıma geri döndüm. Yüzü koyun kapaklanmıştım ve canım acımıştı. Düz pistler zaten hep daha sert olur. Ne kadar dik, o kadar bol kar vardır. Bol karda düşünce insanın canı acımıyor. Hem eğime göre düşüş pozisyonu alarak yerle mesafeyi kısaltabiliyorsunuz dik pistlerde. Ayrıca yeniden kaymaya başlamak için çırpınmanıza gerek olmuyor. Kalkar kalkmaz eğim sizi aşağıya doğru yöneltiyor. Oysa düz pistlerde düşmek pek sancılı, kalkıp tekrar hızını alabilmek çok zahmetli.

Gün sonunda Zeynep kaymayı öğrenmişti. Benden hızlı kayıyor kerata. Neyse sonlara doğru kar sapanından biraz kurtuldu ve dönüş yapmaya başladı da ona yetişebilir hale geldim. Hakan Zeynep’e yardımcı oldu ve dik pistten ilk inişinde arkasını kolladı. Hakan’la kaymak çok güven vericidir. Kayağa bu kadar hakim birisinin yanında olunca rahat oluyorsunuz. Her şekilde size yetişir, sizi yönlendirir, tutar, kaldırır, durdurur. Bizim için yürümek nasıl doğalsa, onun için de kaymak öyle. Zeynep te çok cesur ve dirayetli çıktı. Zira kayak ve snowborad ehli keyiflere göre iş değildir. Sabahın köründe kalkılır, onca yol gidilir, malzemeler taşınır, rahatsız ayakkabılar içinde debelenip durulur. Soğukta yüzünüz donarken sırtınızdan ter damlar. Meşakkatli iştir vesselam.

Gün boyu Arzu’nun hepimiz için ayrı ayrı hazırladığı kumanyalarla karnımızı doyurduk, akşama kadar kısa molalar haricinde durmadan kaydığımız için yorulduk. Güneşi dönüş yolunda batırdık ve dağdan yavaş yavaş indik. Beş kişi ve kayak malzemelerimizle bence arabaya yine de gayet iyi sığdık. Bu hafta Kartalkaya’da 140 cm kar var. Kayak yapan, yapmak isteyen bir sürü farklı arkadaşım aradı, haber verdi hadi gidelim diye. Oysa ben bu hafta Antalya’dayım. Şu anda dağlarda bir metreyi aşan kar, üzerinden kayacak şanslı insanları bekliyor. Ben bu hafta onlardan değilim ve Ocak ortasına kadar da olamayacağım. Cumartesi kar yağışı gösteriyor, pistler biraz sıkıntılı olabilir ama Pazar günü şahane olacak. Açık güneşli ve bol karlı Kartalkaya kaçmaz ama ne yapalım. İş güç olacak ki dağların tadını çıkarabilelim.

Yalnız 140 cm de çok iyi gerçekten. Pazar günü gideceklere bol keyifli kayışlar diliyorum. Şimdi Kartalkaya’da olmak vardı…

 

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Güncel, Kar tutkusu içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Şimdi Kartalkaya’da olmak vardı…

  1. oguzcavli adlı kullanıcının avatarı oguzcavli dedi ki:

    Hem 17 hem de 24ü haftasonu Kartalkayaday(d)ım, Dorukkaya’da. Pistler gayet iyi ama dediğin kellikler ara ara hâlâ mevcut. Gerçi offsite çıktığın zaman karın dizini geçtiği yerler var. Dedikleri gibi kar kalınlığı bir metrenin üzerinde ancak henüz alt tabakalar sertleşmediği için çabuk gömülüyorsun.
    Not: Kolun arka tarafı niye yoruluyor diye vaktiyle ben de düşünmüştüm, bulgularım şöyle (1) dediğin gibi düşüp kalkma (2) boarddan ayrılma ritüeli (3) t-bar vs. kullanıyorsan sürekli kolunu dik tutma iç güdüsü.

    Beğen

oguzcavli için bir cevap yazın Cevabı iptal et