Avusturya’da Kayak 4 -Patscherkofel

Artık Igls kasabasında bulunan Patscherkofel pistinin tepesindeyiz ve aşağıya inmeye hazırlanıyoruz. Zirvenin olmazsa olmazı selfilerimizi ve karşı dağların, ovaların, manzaranın resimlerini çektikten sonra eldivenleri şapkaları kaskları takıp aşağıya doğru doğrultuyoruz snowboard ve kayaklarımızın yönünü. Ekipte tek snowboard yapan benim ve kayma düzeyimiz yerlerde sürünüyor. Eh, dolayısı ile inişten kısa bir süre sonra biz de yerlerde sürünmeye başlıyoruz. Zemin hayalimdeki gibi bol karlı ve yumuşak değil. Sabahın hala erken saatleri sayılabileceği için biraz donuk olduğu bile söylenebilir. Kiraladığım snowboarda alışmaya çalışmakla geçiyor ilk eğimden inişim. Gören biri olsa herhalde hayatında ilk defa snowboard kullanıyor der. Neyse ki pistler sakin, kimsecikler görmüyor. Günay önden inip hızla gittiği, diğerleri de arkada benden beter vaziyette oldukları için alışma kısmını gözlerden uzak bir şekilde atlattığım söylenebilir. Oldukça uzun, sanırım 11 km civarı olan mavi pistten inme niyetindeyiz. Ancak ilk iniş kısmında mavi pistten beklenenden daha dik bir eğimle karşı karşıya kaldığımız için afallıyoruz. Pist haritasından bakılacak olursa, 3 numaralı mavi çizgiyi takip etmeye çalışıyoruz. Ancak sanırım aşağıdaki haritada da görülebileceği gibi ilk etapta 3 numaradan değil de yanlışlıkla 2 ye sapıp oradan yani kırmızı pistten ilk inişimizi yapıyoruz. Neyse ki az sonra tekrar mavi 3a ile birleşiyor da biraz rahatlıyoruz. (Yanılıyor da olabilirim, belki de hep maviden indik aşağıya)

patscherkofel-harita-duz

 

İlk kısım benim boarda alışmama yetiyor, alıştıkça ritmimi buluyorum ve keyfim yerine geliyor. Buraya kadar yaklaşık Kartalkaya’nın Çanak veya Nazlı pisti uzunluğunda. Normalde Kartalkaya’da olsak tekrar teleferik sırasına girmek gerekecek, ama burada pist aşağıya kadar devam ediyor. Haritada küçücük görünmesine bakıp aldanmamak gerek, en aşağıya kadar en az 10 kere Çanak uzunluğunda pistten durmadan iniyorsunuz. İlk molamı veriyorum, Günay önden gitmiş bizi bekliyor.  O kadar kendime ve yeni boarduma alışmaya odaklanmışım ki, arkadakiler ne vaziyette yoklama şansım olmamış. Kara oturup karşı dağların manzarasını seyre dalıyorum, birkaç resim çekiyorum.

yerde

Az sonra Melin geliyor. Kan ter içinde ama gözlerinin içi parlıyor. Ne yapıyor kızlar diye soruyoruz, düşe kalka geliyorlar diyor.  Ayşe başlangıçta düşmüş ve kalkmakla epey uğraşmış. Onu beklemiş, yardım etmiş. Neyse diyorum, gelsin de bari bundan sonra bende bekleyerek kayayım, düşerse yardımcı oluruz diye içimden geçiriyorum. İleriden Ebru görünüyor, kar sapanı yapa yapa uzun slalomlarla yavaş yavaş iniyor ve geliyor yanımıza. Sonunda Ayşe’yi de seçiyoruz, o da kar sapanı ile inişini tamamlamak üzereyken düşüyor. Bu sefer daha çabuk kalkıyor ve yaklaştığını görünce biz kaymaya devam ediyoruz. Mavi pist tabelasını bulup takip ediyoruz sol tarafa doğru. Kar kalitesi muhteşem olmasa da kontrolü sağlamama yetecek kadar idare ediyor. Ben de snowboard yapmanın keyfini çıkara çıkara iniyorum aşağı. Birkaç duraklama, bekleme, manzara seyretme faslından sonra uzunca bir iniş çıkıyor karşımıza. Biz biraz daha hızlı gittiğimiz için Günay’la aşağıya kadar inip milleti orada bekleme kararı alıyoruz. Beklediğimiz yer Olympia expressin liftlerinin bittiği yer. Yani hala epeyce yukarıdayız. Yine önce Melin, arkasından Ebru geliyor. İlk etabı tamamlamış olmanın coşkusu ile Ayşe’yi beklemeye başlıyoruz. Yukarıda Ayşe epeyce fena düşüşler tecrübe etmiş. Melin de düşmüş olmakla beraber neyse ki sağlam bir şekilde gelebildi. Aslında ben de düşmüştüm ama benim düşmemden daha doğal ne olabilir ki? Gayet sıradan, hemen tekrar kalkabileceğim klasik bir yerle kucaklaşma anıydı. Ayşe aşağıya yaklaştıkça aramızda hararetli bir tartışma başladı. ‘Düşecek abi’, ‘yok abi düşmeyecek iyi geliyor’, ‘bak yazıyorum buraya en az iki kere düşecek’, ‘düşmeyecek diyorum’, ‘ben bir kere düşer diyorum’, ‘ikiden aşağı düşmez abi’… Ayşe’nin kaç kere düşeceği ile ilgili bahisler açıldı ve hepimiz gözlerimizi ona diktik. Gayet iyi geliyordu ki sendeledi ve hooop yere yapışıverdi. Zemin aşağıya doğru epeyce dikleşiyordu ve kontrol zorlaşıyordu. Düşüş çok kolay kaçınılabilir durum değildi. Otomatik olarak ‘Düşmeyecek’ diyen arkadaşımız iddiayı kaybetmiş oldu. Şimdi yine gözümüz Ayşe’deydi, bir kere ile kalacak mı yoksa tekrar düşecek mi…iki diyen arkadaşımız bahisleri kazandı, Ayşe ikinci kere de düştü. Toparlanıp yanımıza geldiğinde yorgun, dağılmış ama fazlasıyla mutluydu. Hep beraber biraz daha dinlendik, ara zirve selfileri çektik, bahislerden bahsettik, güldük, neşelendik, ciğerlerimize bol oksijen çekip, ne iyi yaptık ta geldik dedik.

Önümüzde zirveleri karla kaplı, alt kısımları orman, sıra dağlar uzanıyordu. Sağımız solumuz her yerimiz Alplerin manzarası ve ağaçlarıyla kaplanmıştı. Zaten kaymaktan ziyade, orada olup doğanın büyüleyici enginliği karşısında hayran kalmaktır bizi dağa çıkaran. Aslında bizim ne kadar küçük, dünyanın ve evrenin ne kadar da büyük olduğunu haykıran sessizliği dinlemektir. Burnunuz üşür, kaslarınız yanar, bedeniniz bolca adrenalin salgılamıştır ve yaşadığınızın tam anlamıyla farkına varırsınız. Beş duyunuza da hitap eder dağda kaymak. Bir altıncı olarak nefesi eklersiniz. Akciğerlerinizin de bir duyu organınız olduğunu keşfedersiniz. Aldığınız her nefesin farkına varır, lezzetini algılarsınız. İşte o anların arasında da kayarsınız. İyi de kaysanız kötü de kaysanız fark etmez aslında, sadece daha iyi kaydıkça dikkatinizi doğanın kucağına daha kolay ve daha uzun süreler boyunca bırakabilirsiniz.

Olympia express’in bitiş noktasından aşağıya doğru, mavi pisti takip ederek inmeye devam ediyoruz. Pistlere artık alıştık, hepimiz daha rahatız. Kar sanki biraz daha yumuşadı, kontrolümüz fena değil, aşağıya inerken çok zorlanmıyor, daha az düşüyoruz. Sonra pist daralmaya başlıyor ve virajlar boy gösteriyor. Yumuşak bir eğim var neyse ki, tam düzlük olsa çok zorlanacağım ve kesin düşeceğim. İlk zamanlar dar ve düz pistler kabusum oluyordu. Boardu bir türlü paralel hale getirip kendimi salamıyordum, illa ki fren yapıp kontrol etme ihtiyacı duyuyordum. Aslında her ne kadar eğimi yumuşak ta olsa, darlığı ve etrafının uçurum oluşuyla tedirgin edici bir alandan geçiyorduk. Ayrıca virajlar da epeyce zorluyordu bizi.

Epeyce bir süre dikkatimi yola vererek, hız-dönüş dengesini ayarlamaya çalışarak gittim ve karşıma bir tünel çıktı. Pistin sürprizi tünelden geçerken o kısmın düz olması münasebetiyle doğal olarak düştüm. Düz zeminlerde düşmekten nefret ederim, hem kalkması daha zor olur, hem de kalktıktan sonra tekrar hız almak kolay olmayacağı için zıplamak ya da tek ayağı çözüp debelenmek gerekir. Çok uzun olmayan bir süre boyunca debelenip tekrar sevdiğim bir eğime kavuşunca boştaki ayağımı da bağlıyorum. Yol yer yer genişlemeye başlıyor ama bu sefer de virajlar daha keskin ve pist daha dik bir hale geliyor. Basıyorum bacak kaslarıma enerjiyi, iniyorum yavaş yavaş kontrolü kaybetmeden. En nihayetinde pistin sonunu görüyorum aşağıda uzaklarda bir yerde. Sonunda tuvaleti olan bir yerde mola verebileceğiz. Gördüğüm o sona kadar hiç durmadan bir sağa bir sola kendi çapımda iğrenç slalomlarımı yapa yapa iniyorum ve boardu ayağımdan atıp hemencecik dışarıdaki masalardan birine kuruluyorum. Hava güneşli, ben terden sırılsıklam olmuş yanıyorum. Montu eldivenleri kaskı maskeyi her şeyi çıkarıp birazcık ferahlamaya çalışıyorum. Günay da inmiş aşağı, arkadaşları bekliyoruz. Bu sefer bahis yok, herkes keyfince aşağıya iniyor, sanki her gün Patscherkofel’de kayıyormuşçasına bir rahatlık geliyor üzerimize. Bilinmeyeni keşfettik, artık tekrar tekrar inip çıkarak bu keşfi perçinleyeceğiz, içselleştirip bizim yapacağız.

Sırayla herkes geliyor. Masayı zapt edip iyice yayılıyoruz. Bundan sonrası keyifli, ‘ne iyi ettik te geldik’ O sırada öğreniyorum ki bazı arkadaşlar virajlı patika inişinde sağda solda beliren uçurumlardan ürküp kayakları çıkarmışlar ve o bölümü yürüyerek geçmişler. Tahmininiz Ayşeyse o değil… Ayşe delikanlı gibi inmiş aşağı sonuna kadar, düşe kalka olsa da…. Yine de haksızlık edemem, antrenmansız ve az tecrübeli kayakçılar için tedbirli inilmesi gereken yerler olduğu kesin. O yüzden bu kısmı fazla detaylandırıp arkadaşımızı eziklemeyelim J

Neredeyse yarım günümüzü alan ilk iniş sonrasında birkaç sefer aşağıda, kafenin önünde bulunan T-barlarla çıkıp kısa mesafe kayış yaptık. Günay ve ben biraz daha sık ve uzun süredir kayak yapıyor olduğumuz için Olympia expressle zirveye bir daha çıkalım dedik. Ayşe’de bize katılma kararı aldı ve üçümüz oturaklı sandalyelerle Olympia express zirvesine çıktık. Bu elbette Patscherkofel kabini ile çıkılan yere kadar götürmüyor ama yine de epeyce bir kayma mesafesi veriyor bize. Bu sefer Ayşe de çok daha rahattı ve onu bekleme sürelerimiz ilk sefere göre epeyce azalmıştı.

Tünelden geçerken bu sefer düşmedim, bir çırpıda geçtim ve ufak tefek zıplamalarla bağlamalarımı çözmeye gerek kalmadan düzlük yeri aştım. Manzaranın keyfini çıkara çıkara ikinci inişimizi de yapmış olduk böylece.

Son bir inişi de kimseyi beklemeden Günay’la ikimiz yaptık. Son sefer, hızımı aldım, ritmimi tutturdum, hiç durmadan en tepeden en aşağıya kadar düzlüklerde tökezlemeden, virajlarda sendelemeden, sağa sola bir burun, bir topuk, döne döne bir o yana bir bu yana bir çırpıda iniverdim. Böylece keyfim de zirveyi yaptı…

Günün sonuna geldiğimizi Olympia restoranın kapanması sayesinde anladık. Herkes yavaş yavaş toparlanıyordu ve bizim geldiğimiz noktaya nasıl döneceğimizle ilgili bir fikrimiz yoktu. Biraz aranıp gördüklerimize sorduğumuzda aşağıdan otobüslerin kalkacağını öğrendik. Yorgunluktan kaskatı kesilmiş bacaklarımızı merdivenlerden aşağıya indirmeyi başardık. Bu arada başkalarını izleyerek biz de ski passlarımızı aşağıdaki makinaya sokup 2 euro depozitomuzu otomatik olarak avucumuza aldık. Kısa yolculuğumuz sonrasında Patscherkofel teleferik istasyonunun önünde indik. İlk iş kayak ve snowboardaları kiraladığımız dükkana giderek malzemeleri ertesi gün de kullanmak üzere bıraktık. Dükkan o kadar pratik bir yerdeydi ki, otele kadar bile taşımaya gerek olmadan orada muhafaza etmemiz işimizi kolaylaştırıyordu. Akşam üstü olmuştu ve acıkmıştık. Kasabanın merkezine inip restoran arayacak mecalimiz kalmamıştı. Hemen yan taraftaki Venezia restoranda hızlıca bir şeyler atıştırıp otele gidip duşumuzu almaya ve sonra da İnnsbruck’a inmeye karar verdik.

20170202_121953

Venezia restoranın yemekleri tahminimizden çok daha iyi çıktı. Pizzaları muhteşemdi. Igls gibi ufacık bir kasabada böylesine başarılı İtalyan yemeği yapan bir yerin bu kadar yakınımızda ve elimizin altında olmasına çok sevindik. Hesap ta çok da makul geldi ve kalite-fiyat dengesi açısından bizden tam puan aldı. Burayı öyle sevdik, öyle sevdik ki, Avusturya seyahatimiz boyunca bütün akşam yemeklerini burada yedik. Evet yemekler gerçekten çok iyiydi ama kayak sonrası yorgunluğun da etkisini es geçemeyiz. Kayakları teslim ettikten sonra iki adım bile atmaya gerek kalmadan bir masaya yığılmak, ve karnımızı doyurup yayılmak konforuna yenik düştük, Igls’in diğer restoranlarını keşfedemedik.

Otele geçip duşumuz aldık. Ayşeyle ikimiz otelin saunasına inip kaslarımızı gevşettik. Sonrasında daha öncesinden konuştuğumuz gibi otel Gruberhof’un barında buluştuk. Ama ne buluşma sormayın. Herkes birbirine ayıp olmasın diye kendini zorla indirmiş aşağı. Daha saat akşam 9 bile olmamış, bizim gözlerimiz kapanıyor. İnnsbruck’a inme efsanesi devam ediyor ama yorgunluğa yenik düşüyoruz. Odalarımıza çıkıp uykunun sıcak kollarına bırakıyoruz kendimizi.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About bilgeakin

eczacı-yazar-pazarlamacı-yönetici-hayalperest-gezgin-life long learner
Bu yazı Güncel, Kar tutkusu, Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Avusturya’da Kayak 4 -Patscherkofel

  1. Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı Günay dedi ki:

    Vayyy denk geldi tekrar baktım güzelmiş aynı yeri tekrarlamak lazım 😎

    Beğen

Günay için bir cevap yazın Cevabı iptal et